Venüs- Plüton Arasındaki Zorlayıcı Açılar ve “Aşk”

Venüs-Plüton arasındaki zorlayıcı açıların (karşıt açı, kare açı, 150 derecelik açı, kontr-paralel açı ve bazen kavuşum) sonuçlarını doğru değerlendirmek için, kısaca Boğa-Akrep polaritesinin doğasını incelemekte fayda vardır. Venüs Boğayı yönettiğinden ve Plüton Akrep’i yönettiğinden, bu iki gezegen arasındaki zorlayıcı açılar, Boğa-Akrep polaritesini bütünleştirme sorunu gibi ele alınabilir.

Boğa burcu; obje sabitliği, stabilite ve öz-sevgi ile ilgilidir. Bireyin kendini huzurlu, güvende hissetmesini ve kimliğinin tutarlılığını ifade eder. Diğer taraftan Akrep burcu; bireyin gölgesi ile yüzleşmesi, risk alarak ve kriz deneyimleyerek dönüşmesi ilgilidir. Psişenin bu iki parçası arasında şu tarz kutuplaşmalar vardır: “risk- güvenlik”, “zevk-acı”, “tutma-bırakma”, “istikrar-kriz”. Venüs-Plüton arasındaki zorlayıcı açılardan ortaya çıkabilecek sorunların odak noktası ise; Venüs ile ilintili fonksiyonlara karşı duyulan korkudur. Bu korku, genel olarak “yakınlaşma ve bağlanma korkusu”dur. Birey, bir yandan cinsel yakınlıktan haz alma ihtiyacını karşılamaya çalışırken, diğer yandan bağlanmaktan kaçınmaya yatkın olabilir.

Aşağıda astro-terapist Dr. Glenn Perry’nin yaptığı araştırmalar sonucunda tespit etmiş olduğu, Venüs-Plüton arasındaki zorlayıcı açıların kişinin “aşk hayatındaki” olumsuz yansımalarına ilişkin ihtimaller sıralanmıştır:

1. Aldatma:Birey, hem ilişkisindeki problemlerle yüzleşme konusunda hem de ilişkinin sağladığı güvenliği bırakma konusunda isteksiz ise, eşini aldatmaya meyledebilir. Aslında bu durum, anima/animus figürünün karanlık ve aydınlık taraflarının bölünmesinin “eyleme vurulması” sonucu ortaya çıkar. Bireyin sevgilisi tüm tutku ve canlılığı yansıtırken (iyi nesne); diğer yandan eşi giderek artan bir oranda olumsuz özellikleri yansıtır (kötü nesne). Bu bölünme, bireyin evliliğindeki sorunlarla yüzleşmesini ve iyileşmenin sağlanmasını engellediği için, gerçek kişisel gelişim fırsatlarının kaçırılmasına sebep olur.

 

2. Takıntı ve bağımlılık içeren aşk:Takıntılı aşk ile gerçek aşk sıkça birbirleri ile karıştırılır. Takıntılı aşk söz konusu olduğunda, önce birey öz-değer algısını kaybetme korkusundan dolayı, ilişkiden kaçınır. Ancak daha sonra, âşık olmaya karar verdiğinde, ortaya tamamen kontrol dışı, aşırı tutkulu ve potansiyel olarak yıkıcı olan bir aşk çıkar. Zihnin sürekli sevgili ile meşgul olması, aslında defansif bir işlev görür. Bu sayede, birey nesne seçimini motive eden dâhili yaralarla yüzleşmek zorunda kalmaz. Dikkatin çoğunun sevgiliye verilmesiyle birlikte, bireyin iç-gözlem yapabilmesi için geriye az zaman ve enerji kalır.

 

3. Yasak aşk:Yasak aşk; takıntılı aşkla yakından ilişkilidir. Birey, aşkın güvensizlik içeren yönünü temsil eden kişilere âşık olur. Başka bir deyişle, eğer bireyin “sevme ihtiyacı” ile bağlantılı olan “dâhili nesnesi” tehlikeli ve kötü ise, bireyin bu içsel nesneyi yansıtan insanlara âşık olma eğilimi vardır. Mesela, yozlaşmış, dürüst olmayan insanlar, suçlular, fahişeler, mahkûmlar, uyuşturucu satıcıları, yer altı dünyası tipleri – yani doğası gereği güvenilir olmayan insanlar.

 

4. Tehlikeli aşk:Yasak aşkla yakından ilişkili olan aşk; tehlikeli aşktır. Tehlikeli aşk; olumsuz sonuçlar yaratabilecek, yüksek bir risk teşkil eden insanlara âşık olmakla ilintilidir. Tehlikeli aşkın sebebi ise, kişinin içsel olarak Venüs dürtüsüyle ilişkilendirdiği tehlikenin yansıtılmasıdır.

 

5. İstismar içeren aşk:Eğer Venüs bastırılmış ve işlevsiz ise, birey kendisinin sevilmeye değer olduğuna inanmayabilir. Eğer bir kişinin öz-sevgi düzeyi düşükse, bu kişi karşı tarafın aşkının gerçek olduğuna güvenmeyecektir. Bunun sonucunda: (1) karşı tarafa baskın olma dürtüsü veya (2) karşı tarafın üstünlüğüne boyun eğme dürtüsü ortaya çıkabilir. Baskın olma/ boyun eğme modeli; dominant tarafın itaatkâr olan tarafı aşırı eleştirmesine, ona ilgi göstermemesine veya gözdağı verme yoluyla onu kontrol etmeye çalışmasına yol açabilir. Nihai olarak; kıskançlık, aşırı sahiplenme, tehditler veya fiili şiddet eylemleri, bu ilişkinin içinde sıkça gündeme gelebilir.

 

Aslında, istismar içeren aşk söz konusu olduğunda; dominant veya itaatkâr rolü oynayıp oynanmadığı fark etmez. Esas olarak, her iki tarafta gerçek yakınlaşmadan kaçınır. Her ikisi de derinlerde olan korku ve güvensizliklerini açığa vurmak istemezler. Baskın rolde olan kişi, kendi “kötü benliğini” partnerine yansıtır, nihai olarak onun sevilmeye değer olmadığını ve bundan dolayı istismarı hak ettiğini düşünür. Yüzeyde, baskın partnerin sevgilisinin kusurlarını düzeltmeye veya onu iyileştirmeye çalıştığı görülebilir; ama aslında bilinçdışı strateji, partnerin özgüvenini yıkmak olabilir. Bu sayede karşı tarafın terk etme şansı elinden alınmış olur. Boyun eğen rolündeki kişi ise, kötü zulmedici içsel nesneyi karşı tarafa yansıtır (genellikle içselleştirilmiş istismarcı ebeveyn figürü) ve bundan dolayı istismarı hak ettiğini düşünür.

 

6. Seks bağımlılığı:İstismar içeren aşkta bahsedilen etkileşim tarzının sadizm içeren fantezilerin uygulandığı, cinsel arenaya nasıl dönüştüğünü anlamak zor değildir. Aslında; aldatma içeren aşk, bağımlılık yaratan aşk, yasak aşk ve istismar içeren aşk tarzlarının hepsi “seks bağımlılığı” olarak tanımlanan kavramın bileşenleridir. Cinsel bağımlılığı olan birey kompülsif seksin çeşitli formlarıyla meşgul olarak, “yakınlık korkusunu” telafi etmeye çalışmaktadır. Bu kişiler, sıra dışı cinsel yaşantılarını gizlerler ve sürekli keşfedilme korkusu yaşarlar. Bir yandan kariyerlerini, evliliklerini, çocuklarının refahını tehlikeye atarlar, ama diğer yandan kendilerini durduramazlar. Carnes, seks bağımlılarının çok az düzeyde öz-sevgiye sahip olduklarını (Venüs) ve aşırı seksle (Plüton) içsel bir eksikliği telafi etme yolunu aradıklarını belirtmektedir. Ancak, bu eksikliği telafi etmekte yetersiz kalmaktadırlar. Bu kişilerin ilişkileri boş ve yüzeysel olma eğilimi göstermektedir.

 

7. Sapkın aşk:Venüs-Plüton açılarının en dramatik sonuçları; cinsel saldırı ve/veya cinsel sapkınlık durumlarında ortaya çıkar. Bu durumlara; ensest, tecavüz, cinsel içerikli cinayetler, cinsel sapıklıklar ve fahişelik dâhildir. Araştırmalar Venüs-Plüton açılarına, hem faillerin hem de kurbanların haritalarında sıkça rastlandığını göstermektedir. Genel olarak, Venüs ile ilintili olan dürtüler bastırıldığında, bu dürtülerin sapkın bir şekilde patlak vereceği söylenebilir. Bu patlama, bir cinsel tabuyu çiğneme durumunda olduğu içten gelebilir veya cinsel saldırı, cinsel taciz ve benzeri durumlarda olduğu gibi dıştan gelebilir.

 

Venüs bedensel haz alma ve öz-sevgi kapasitemiz ile alakalı olduğundan, Plüton ile Venüs arasındaki zorlayıcı açı, vücudun değerinin yok sayılmasını ve öz-sevgi düzeyinin düşük olmasını da ifade edebilir. Bu algı, bireyin yetişkin bakıcıları tarafından istismar edildiği gerçek bir travmadan kaynaklanabilir. Daha sonra, bu algı bir ilişki yoluyla vücudun değerini düşürme veya yok sayma şeklinde kendini gösterebilir. Bazı durumlarda, bireyin güç ve para elde etmek adına vücuduna bir değer biçtiği bir ilişki de ortaya çıkabilir.

Venüs- Plüton entegrasyonu:İlişki içerisinde Venüs aşırı vurgulandığında, çiftler ilişkilerini tamamen sağlam ve güvenilir hale getirmeye çalışabilir, o zaman büyüme veya değişim ile bağlantılı olasılıklar azalabilir. İlişki içerisinde risk almaktan ve korkularıyla yüzleşmekten tamamen kaçınırlarsa, ilişki kısa bir süre sonra sıkıcı, monoton, tahmin edilebilir ve boğucu bir hal alır. Kısaca, yaşam gelişmemizi talep eder.

 

İlişki içinde Plüton aşırı vurgulandığında ise, Venüs ile bağlantılı özellikler aşırı risk ve heyecan uğruna feda edilecektir. Nihai olarak, ilişki entrika, gizlilik ve aldatma içerecektir. İdeal durumda, Venüs ve Plüton iyi entegre olduğunda ise, çiftler hem yakınlaşma korkusunun üstesinden gelecek hem de ilişki kendini dönüştürebilen bir formda olacaktır.

 

Dr. Glenn Perry, kişisel gelişimin ve büyümenin; “bireyin kendi ruhsal yaralarıyla yüzleşmesini ve karanlık tarafta olan özellikleri ile bilinen (aşina) olan özelliklerini birleştirmesini gerektirdiğini” belirtmiştir. Böylelikle, birey kendi sınırlarını genişletebilir ve güçlenebilir. Sembolik anlamda, benlik kendisinin yeni ve daha karmaşık bir versiyonunda yeniden doğmak için ölür. Venüs Plüton entegrasyonu; “temkinli olmak ve cesur olmak” arasındaki hassas dengeyi içeren bir süreçte ortaya çıkacaktır. Mecazi düzeyde, bu süreç roman yazarlarının “anahtar an” veya “anahtar olay” diye adlandırdıkları kavramla paraleldir. Aynı şekilde, ilişkilerde de bir “anahtar an” vardır. Anahtar an; katılımcılardan birinin veya her ikisinin güven ve sevme kapasitelerine zarar vermiş gizli bir yarayı açığa çıkardığı veya kabul ettiği andır. Bu sayede, sembolik anlamda bilinçaltı kendini ortaya çıkartır ve iyileştirmesi umuduyla kendini sevgiliye sunar. İdeal durumda; sevgili tarafından alınır, anlaşılır, içselleştirilir ve sonra dönüştürülmüş olarak geri verilir.

 

YAZAN: Barış ÖZKIRIŞ