Venüs ve Sevginin Dönüşümü

Venüs ve Sevginin Dönüşümü

Aşk; hepimizin nefesini kesen, kiminin kanını ısıtırken kiminin kalbini kendi kabuğuna çekilmeye mecbur bırakan o ilahi ateşin kalplerdeki tezahürü…

Ancak aşk, sadece bir duygu değildir; bir teslimiyettir.

Aşka giden o yolda hangi taşları döşediğimizi, hangi tohumları ektiğimizi bilmemiz gerekir. Bu sebeple aşk; varılan bir sonuçtan ziyade, yürünülen yolun kendisidir. O yolda nasıl bir manzaraya şahitlik ettiğini, kulağında hangi şarkının çaldığını —yani aklını mı yoksa kalbini mi dinlediğini— ancak yola revan olanlar bilir.

Astrolojide bu yolculuğun varış noktası “Venüs”tür.

Venüs, bilindik halinden öte derin bir anlam taşır. Sadece bugün dillere pelesenk olmuş haliyle bir “sevgili” değildir; mahiyetinde kişinin sevebilme kapasitesi ile sevgiyi işleme becerisini barındırır. İnsan her daim aşkı arar durur, kendisinin aşk olduğundan habersiz…

Sevgi, sonradan öğrenilen bir duygu değildir aslında; dünyada yeniden hatırlanan bir öz, bir eylemdir. Herkes kendi natal haritasındaki Venüs’ü ile bu hatırlama sürecini kendine özgü bir şekilde biçimlendirir.

Sevmenin tanımı her insan için farklılık gösterir. Bu farklılıklar, sevginin tek bir kalıba indirgenemeyecek kadar cömert ve sonsuz olduğunu anlatır bizlere. Bu yüzden herkes aynı sevemez ve sevgi ölçülemez. Ancak bize iyi gelen ve gelmeyen şeklinde değerlendirilebilir. Bazı sevgiler vardır ki bizdeki sevgiyi katlar; bazı sevgiler vardır ki bizden bizi eksiltir. İşte bu durumda sevgi biçimimizin ne olduğunu bilmek gerekir.

Sevgi, önce kişinin kendini sevebilme becerisiyle başlar. Tıpkı dış dünyayı sevme biçimlerimizin farklı olması gibi, kendimizi sevme şeklimiz de farklılıklar gösterir. Sevmeyi bir başkasından öğrenenlerde eğreti durur duygular; bu sebeple kendimizi yine kendimiz keşfetmeliyizdir. Bu keşifte astroloji bize Venüs ile ışık yakar.

Bu yolculuğun iki basamaktan oluştuğunu Venüs’ün iki farklı yönetici burcu anlatır bize: Biri toprak burcu olan Boğa, bir diğeri ise hava burcu olan Terazi’dir. Toprak gibi kök salan, sabit olan Boğa; önce kişinin sevme şeklinin ve sevebilme yolculuğunun kendisinde başladığını anlatır. Terazi ise benden öte olan diğerine, hava gibi akışkan olunduğunu ve bazen şartlara göre rüzgârın yön değiştirebildiğini gösterir. Yönü değişse bile değişmeyen tek şey sevginin kendisidir.

Kalplerimizin özündeki tohumun, bizden öteki olanda dengeye çekilebilme sanatıdır bu.

Yönetici Boğa doğal evi olan 2. Evde aslında kişiye sahip olduğu madde âlemindeki sevgiyi ve sevebilme kapasitesinin varlığını fısıldar. Yani kişiye, önce kendi içinde sahip olduğu sevgiyi keşfetmeyi öğretir.

Terazi doğal yöneticisi olan 7. Ev ile bu sevginin kendinden öte olanla kurduğu bağı temsil eder. Sevginin bir başkasıyla paylaşılmasını, onda yankılanmasını ve yansıtılmasını anlatır.

Tam da bu noktada astrolojinin dili, Japon kültüründeki Chowa felsefesiyle buluşarak hayatlarımıza derin bir denge anlayışı nakşeder. Denge arayışı ve uyumlanma anlamına gelen bu köklü yaşam felsefesinin 4 temel ilkesine baktığımızda, Boğa-Terazi aksını açıkça okuyabiliriz:

1. Kendinizle uyum (İç denge)

2. Evinizle ve yaşam alanınızla olan uyum

3. Başkalarıyla olan uyum

4. Doğayla olan uyum

İlk iki ilke Boğa’nın 2. Evdeki öz-değer ve somut dünyadaki güven alanını temsil ederken; son iki ilke Terazi’nin 7. Evdeki ilişkiler ve evrensel denge arayışını simgeler. Buradaki denge arayışı, pasif bir dinginlik ya da dümdüz bir sakinlik değildir; bilakis hayatın içindeki polariteye (zıtlıklara) karşın esneyebilme becerisidir.

Herkes içindeki aşkı bir şekilde bir şeye yansıtır: Kimisi çalışmakta, kimisi çocuğunda, kimisi sevdiği insanda, kimisi arkadaşında, kimisi bilgide, kimisi seyahatlerinde, kimisi ise beninde yaşar aşkı.

Herkes kalbinin evini farklı yerlerde arar ve farklı şekillerde yaşar. İşte bu arayıştan doğan yaşayış ise bizlerin natal haritalarındaki Venüs’ün konumunu, yani evini verir.

Gülpembe Aydın

ASA Öğrencisi