Astroloji ve Bilgelik

 

 
 
Okuyacağınız makale Bay Robert Zoller'in izni alınarak Türkçe'ye çevrilmiştir.
 
                                                                                                            Çeviri: Elif Çakır
 
Son zamanlarda ana akım astrolojinin esas hedefinin bilgelik arayışı olmasından vazgeçilmiştir. Batılı astrologların büyük çoğunluğu psikolojik analiz ve iç gözlem arayışını ön plana çıkarmıştır. Bu, astrolojiyi yanlış yola sokmuştur ve düzeltilmelidir. 
Karakterin mizaçları üzerine düşünmenin ağır basması, astroloji üzerine çalışan herkesin yeterli bir astrolog olabileceği inancıyla birlikte, temel ve kadim astroloji Sanatı anlayışlarına sırt çevirir. Astroloji hiç şüphesiz ampirik bilimin faaliyet alanı olan doğal dünya ile tinsel dünya arasındaki kayıp bağlantılardan birini sağladığı için, bu anlayışların yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
 
Buna benzer bir makale olan Esrarengiz Bilimler’de (The Occult Sciences) doğal dünyayı araştıranların tinsel olana başvurma gereksinimlerini ele aldım. Bunun nedeni tinsel olana başvurmadan etrafımızdaki doğal dünyayı anlayamayacak olmamızın giderek daha aşikar hale gelmesidir. 
 
Buradan hareketle, bu makale çağdaş astrologun kendisini yeniden astrolojik çabaların esas hedefine – bilgelik arayışı ve bunun yapılmasıyla birlikte astrolojik düşünce ve ana akım pratiğinin tekrar doğru yola sokulması – adapte etmesi gerekliliği üzerine yoğunlaşmaktadır.
 
Bilgelik Arayışı
 
12. yüzyıl Avrupa’sında Segovia (şimdiki İspanya) şehrinin baş diyakozu Dominicus Gundassalinus İslam felsefecisi El-Farabi’nin küçük kitabı Bilimlerin Yükselişi Üzerine’yi (On the Rise of Sciences) çevirdiğinde ve fikirlerini kendi eseri De ortu scienciarum’a (Bilimlerin Yükselişi’ne) dahil ettiğinde, Batılı Zihniyet’e bugün hala bizimle olan yeni fikirler ve yeni bir öğreti aktarmaktaydı. Bakın, bizim baş diyakoz arkadaşımız Yeni Öğreni’yi, mesela Müslüman İspanya’da büyüyen, fakat o zamana kadar Hıristiyan Batı’da bilinmeyen bilimsel ve felsefi irfanın zenginliğini, keşfeden çok sayıda 12. yüzyıl Hıristiyanı’ndan biriydi. [1]
 
El-Farabi bir Sufi’ydi. El-Gazali (bir İslami ortodoksi savunucusu) gibi diğer meslektaşlarıyla benzer şekilde astrolojinin doğal bilimlerin bir parçası olduğunu savundu. Fakat diğer doğal bilimler mantıksal olarak öğretilebilir ve rasyonel olarak kavranabilirken, astroloji tıpkı simya ilmi ve tılsımlı sihir gibi bunları yapamıyordu.
 
Bu üç bilimin özel statüleri vardı. “Disiplin-dışı” sayılıyorlardı, örneğin hem bunları öğrenmek isteyen öğrencinin hem de etkili ve uygun biçimde pratiğe geçirilmeleri için uygulayıcının özel tinsel meziyetleri ve güçleri olması gerekiyordu [3]. El-Farabi bu meziyetlerin ve güçlerin diğer öngörüsel sanatlarda (örneğin kehanet (augury))kullanılan yorumlama meziyetine benzediklerini söylemektedir.
 
Hem kadim dönem hem de ortaçağ filozofları böylesi yorumlayıcı meziyetin sık görülmediğini ortaya koymuştur. Bu, herkeste eşit ölçüde bulunmaz. Sıradan, dünyevi bilgiden (ya da bilimden) daha yüce bir bilgidir; bu, ermişlik ya da bilgeliğin meyvesidir ve bu makalenin konusu olan bilgelik ilahi olanın bir hediyesidir. 
 
Seyit Hüseyin Nasr şöyle demiştir: 
 
“İslam Dünyasında en yüce bilgi biçimi hiçbir zaman mantıksal düzeyde kalan tek bir bilim ya da sciencia olmamıştır, aksine “azizlerin bilgeliği" ya da ermişlik anlamına gelen sapientia olmuştur [5]. Tüm bilgi, bütünlüğünü Allah’ta bulur; çünkü O, bunun kaynağıdır. 
Bilgelik bu günlerde pek sık duyulan bir kelime değil. Bir şeyleri yapmanın araçlarının araştırılması olan teknoloji, ana akım kültürümüzün tüm varlığı ve tüm sonucu haline gelmiştir. Varlıkla doğrudan ilişkili olan Bilgelik büyük ölçüde göz ardı ediliyor. Eskiden kıymeti daha fazla bilinirdi. Bunu görmek için sadece İncil gibi kutsal metinlere bakmamız yeterli. Proverbs 4:7’de şöyle yazmaktadır: “Bilgelik en önemli şeydir; bu nedenle bilgelik kazanın: ve bunu kazanırken de anlayış kazanın.”
 
Bu daha ileride Proverbs 16:15 ile desteklenmiştir: “Bilgelik kazanmak altın kazanmaktan ne kadar da yeğdir! Ve anlayış kazanmayı seçmek gümüşe tercih edilmelidir!” Gerçekten de Old Testament Apocrypa’nın iki kitabı bilgeliğe adanmıştır: Süleyman’ın Bilgeliği Kitabı ve Ecclesiasticus [6]. Her iki kitap da Latin Vulgate’de vardır ve Peygamberler’den sonra İncil’in Kral James Versiyonu’nun (KJV) orijinal baskısına dahil edilmiştir; fakat KJV’nin daha sonraki baskılarından çıkarılmıştır.
 
Bu Bilgeliğin doğası nedir?
 
Oxford Üniversitesi Tarihi Kaideler Sözlüğü [7] tatmin edici bir başlangıç noktasıdır. Bilgeliği şu şekilde tanımlanmıştır: 
“1. Hayatla ve hayatı sürdürmekle ilgili meseleleri doğru şekilde değerlendirme yetisi; araçlar ve amaçların sağlam biçimde değerlendirilmesi; bazen daha az katı, özellikle pratik ilişkilerde duyu kadar sağlam: cehaletin tersi. B. Hazreti İsa’nın ilahi doğasının tezahürlerinden biri… zaman zaman Tanrı için de kullanılır… 2. Bilgi (özellikle yüce ya da gizemli türde), öğrenme, ileri bilgi, felsefe, bilim. 3. Bilgece söylem ya da öğreti.”
Platon’da bilgi, ruhu hatadan koruyan (Phaedo 79.7), karanlıktan aydınlığa yönelten ve hakiki varlığı korumasını sağlayan (Republic 7.518) meziyettir; Tanrı’nın ona has vasfının ve ayrıcalığının bir lütfüdür (Phaedr. 278. D; Republic 7. 519 A; Theatetus 176).
Bile adam ne bilir?
Aristoteles'in Metafiziği, Kitap I.2:
 
“Öncelikle, bilge adamın hiçbir şeyi özellikle bilmemesine rağmen, mümkün olan her şeyi bildiğini varsayıyoruz. Sonra, o, zor meseleleri anlayan bilgedir… Ardından, nedenleri daha doğru bir şekilde ve daha beceriklice anlatabilecek kişinin, özellikle kendi bilim alanında, daha bilge olduğunu varsayıyoruz. Ayrıca önemleri ve bilgiye duyulan ilgi dolayısıyla sevilen bilimler bilgeliğe, yan ürünleri için istenen bilimlerden daha yakın sayılıyor. Son olarak yöneten bilim bilgeliğe, itaatkar olandan daha yakındır; bilge adam bir yöneticidir.
 
Aristoteles “bilge adamın hiçbir şeyi özellikle bilmemesine rağmen, mümkün olan her şeyi bildiğini” ileri sürerken, bilimin (bilginin) evrensel özelliğini kabul etmektedir.
 
Tıpkı Immanuel Kant’ın (1724-1804) Pür Aklın Eleştirisi’nde savunduğu gibi “Varolanı kendi içinde bilmeyiz ve bilemeyiz.” Bu temel anlayış, Benlik (ki evrenseldir) hakkında bir kişinin psikolojik mizacı üzerinde yapılan çalışmalara dayanan bilgiyi elde etme çabalarının kaçınılmaz olarak başarısızlığa mahkum olma nedenini desteklemektedir. Ve böylelikle astrolojiyi bir psikolojik analiz biçimiyle sınırlandıranlar bu başarısızlığın nedenlerini ve sonuçlarını teşvik etmektedirler.
 
Hermes Trismegistus hem Corpus Hermeticum [Kadim bir Bilim Olarak Hermetik ve Hermetik Gelenek] hem de özellikle Zihnin Kozmogenesis ve Antropogenesis doğrultusunda Hermes’i yapılandırdığı the Pymander’in Libellus I’inde Bilgeliği tasvir eder, bize Hermetik Meditasyon’un bir tanımını verir ve Ruhun Ogdoad’a Doğru Yükselişini betimler; Libellus IV (The Basin) Hermetik Yeniden Doğuş sorusunu ortaya koyar, Libellus X (The Key), Hermetik Meditasyon ve Yeniden Doğuşu incelikle işler ve Libellus XIII Yeniden Doğuşu kapsamlı bir şekilde ele alır ve Bilgeliği Yeniden Doğumun “rahminde” sessizce hayat bulan olarak adlandırır. “Tanrı’nın İradesi” Yeniden Doğuşun babası olarak tasvir edilir ve “Tanrı’nın İradesi’ne boyun eğerek çalışan Tanrı’nın adamının” “hizmetkar” olduğu söylenir. Bu nedenle yeniden doğan biri tanrı ve Tanrı’nın Oğlu’dur. O, Hepsidir ve her şeyin içindedir; çünkü o cisimsizdir ve idrak edilebilen maddelerin içindedir. Tamamen Tanrı’nın Güçleri’nden meydana gelmiştir.
 
Tanrı’nın bu on gücü, maddenin on iki irrasyonel cefasından uzaklaşır. Yukarıdaki metin ayrıca aradığımız ödüllere daha çok ışık yansıtan dürüst bedenin yaratımını da incelemektedir. 
 
Bu konu hakkında başkalarının da ne söylediği bakılmaya değerdir.
 
Etienne Gilson Ortaçağ’ın Ruhunda, Thomas Aquinas’tan alıntı yapar: “Bilge olmak kendini ve Tanrı’yı bilmektir.” Sürekli Exodus 3’e göndermede bulunur: “BEN KİMSEM OYUM”, anahtar gerçeklik her ikisinin de altında yatar. Biz bir gerçekliğiz – önemli olan varlık kavramı değil, varlığın gerçekliğidir. Tanrı’da olmak ve varolmak bütünleşmiştir. Yaratılan her şey varlığını Tanrı’dan –yani gerçek varlığından – madde (beden) ve biçim (ruh) halinde halır. 
17. yüzyıl Rosicrucianı Robert Fludd şöyle demiştir:
“İnsanın içinde aşırı üstün ve olağanüstü bir hazine olduğu için, bilgeler bu dünyanın mükemmel bilgeliğinin kişinin Kendisi hakkındaki bilgisinden, yani içinde saklı duran gizemi bulmaktan kaynaklandığını düşünmüştür. İnsan her varlığın merkezinde olduğundan ve bu nedenle de Mikrokozmos olarak adlandırıldığından, kendi içinde tüm varlıkların hem kutsal hem de dünyevi özelliklerini barındırarak centrum et miraculum mundi (mucizevi dünyanın merkezidir). 
 
İngiliz teosufi John Pordage (1608-1698), bize Bilgeliğin bir içsel simya ile elde edildiğini, [9] bunun başarıyla kazanılmasının şöyle olduğunu söylemiştir:
 
“Ruh (ki Bilgeliği kazanandır) şu anda ebedi seraphimic Melektir ve kendini bir fizikçiye, teologa, astrologa, kutsal bir Magus’a dönüştürebilir; ayrıca kendini iradesi doğrultusunda herhangi bir şeye dönüştürebilir; iradesi doğrultusunda herhangi bir şeyi yapabilir ya da elde edebilir; çünkü tüm özelliklerin birlik ve uyum içinde olan tek bir iradesi vardır. Ve aynı tek irade Tanrı’nın kendi hatasız iradesidir: ve şimdi kutsal insan doğasında Tanrı’yla bir olur.”
 
Pordage bizi astrolojiye geri götürür. Astroloji Bilgeliğin bir parçasıdır. Süleyman’ın Bilgeliği, bölüm yedi, 17-19. ayetlerde, Süleyman şöyle demektedir:
 
”O, (Tanrı) bana dünyanın nasıl meydana geldiğini ve elementlerin faaliyetlerini bilmek için, şeylere ait belirli bir bilgi vermiştir: dönemlerin başlangıcı, bitimi ve ortası: Güneş’teki değişiklikler ve dönüşü, ve mevsimlerin değişimi: yılların devreleri ve yıldızların pozisyonları.” 
 
Bilgelik dünyanın temelindedir. Onu, Doğa’da her yerde görürüz. Yine kutsal bir metne dönecek olursak, Proverbs bölüm 9, 23-30. ayetlerde, Bilgelik şöyle der:
 
”Ebediyette, başlangıçta ya da dünyanın varoluşunda meydana geldim. Hiçbir derinlik yokken, ben yaratıldım: su saçan çeşmeler meydana gelmeden önce. Dağlar ortaya çıkmadan önce: tepelerden önce, ben yaratıldım: o, dünyayı, ne çayırları ne de dünyadaki en yüksek kum parçalarını yaratmadan önce. Cennetleri hazırladığında, ben oradaydım. Derinliğin yüzüne bir sınır çektiğinde. Yukarıdaki bulutları koyduğunda: derin olanın çeşmelerini güçlendirdiğinde. Sulara buyruklarını aşmamalarını emrettiğinde. Dünyanın çeşmelerini yarattığında. Ben onun yanındaydım, onunla büyüdüm: ve her gün onu neşelendiren sevinci oldum.”
 
Astrolog açısından bu sözcükler ve her birimize aktardıkları temel anlayış, hep birlikte yaratıcı Kelimeyi aktaranın takımyıldızlar ve yıldızlar olduğunu okuduğumuzda daha da dokunaklı hale geliyor. Yine medeniyetimizin köklerinde yatan kutsal bir metne başvuracak olursak, Psalm 19, 1-6. ayetler bize şunu anlatmaktadır:
 
”Cennetler Tanrı’nın zaferini ilan ediyor: ve gökyüzü maharetini sergiliyor. Gündüzler ardı ardına sözlerini dile getiriyor ve geceler ardı ardına bilgiyi gösteriyor. Seslerinin duyulmadığı hiçbir konuşma ya da dil yok. Çizgileri tüm dünyadan geçiyor ve sözcükleri dünyanın sonuna ulaşıyor: O, içlerine Güneş için bir çadır yerleştirmiş… Cennetin sonundan ilerliyor ve devresi uçlarına varıyor: ve onun sıcaklığından saklanan hiçbir şey yok”. 
 
Yani, yıldızlı gökyüzü Güneş’in yörüngesinin (ekliptik) takip ettiği bir çadıra benziyor. Güneş’in (ve diğer gezegenlerin) Zodyak’ın işaretleri boyunca geçişi evrensel Ben’e on iki-katlı bir ifade sağlıyor; böylelikle de varlıkların biçimlerinin çeşitlenmesine (“türler oluşturmasına”) neden oluyor. Böylece varlıkların İdeaları sonradan Doğa tarafından maddeye büründürülen imgeler, ikonalar ya da biçimler halinde ortaya çıkıyor. Maddenin mükemmel biçimde ve ebediyen kutsal biçimi koruyamaması nedeniyle, maddesel dünyadaki şeyler eninde sonunda birleştirilmiş biçimlerini terk ediyor, kutsal kaynaklarına ve son olarak da Kelimenin en kutsal kökenine geri dönüyorlar; bu ilerleme ve dönüş bir çembere benziyor [10].
 
Muhtemelen bu evrensel çember şeklindeki ilerleme ve dönüş nedeniyle Cermen Filozof Jacob Boehme (1575-1624) bize tinsel dünyaya başvurmadan doğal dünyayı anlayamayacağımızı söylemektedir. Bu anlayış temel temamızı güçlendirmektedir: ikisini bir bütün halinde birleştirme gereksinimi. Hem astrologlar hem de sıradan insanlar olarak, bu tinsel dünyadan bahsettiğimizde, belirttiğimiz öngörünün ayrıntıları değildir (her ne kadar bunlar Astrolojik Yargı uygulaması için gerekli olsa da). Aksine, bunlar parçası olduğumuz kutsal ötesi diyarın ilkeleri, kanunları ve oluşlarıdır; kısaca kutsal fenomenin ardındaki Bilgelik. Ve bu her zaman için amacımız olarak kalmalıdır.
 
Bu tinsel sorgulamanın varoluşsal yönünde, tanımlama ve ölçümlere başkaldıran varoluş biçimleriyle iletişime geçiyoruz; bunlar sadece nitelikler ve yaşayan zeki varlıklar olarak kavranmaktadırlar, fakat hem kaynaklarıyla hem de diğer varlıklarla bütünleşmişlerdir. 13. yüzyıl İtalyan astrologu Guido Bonatti Liber astronomae, Tractate Bir’de şöyle demektedir: “Bu çalışma (astroloji) boyunca, aslında, tutkunun ötesinde, değiştirilemez ve kesin, kutsal varlıklar oldukları için başka bir öze sahip varlıkları biliyor ve anlıyoruz.” Avicebron’u takip edecek olursak, bu diyara meditasyon, iç gözlem ve “Yukarıdakinin aşağıdakine benzediği” şeklindeki kesin görüşle yaklaşabiliriz.
 
Sonuç
 
Bilgelik olmaksızın Astroloji, salt geleceği okumaya ya da kişinin mizacı hakkında narsist psikolojik takıntılara mahkumdur. Bilgeliğe uzanan yol, evrenselden geçer, öznelden değil. Bilgelik “Hayatla ve hayatın sürdürülmesiyle ilgili meseleleri doğru değerlendirme yetisi; araçlar ve amaçların sağlam biçimde değerlendirilmesidir” (vide supra).
 
Bu, Öz Bilgi’den gelir. Kaynağımız olan kadieyi bilirsek, her şeyi bilebiliriz. Bu nedenle, Bilgelik, Pordage’nin de belirttiği gibi [11] astrolojinin mükemmel biçimde uygulanması için gereken yorumlama meziyetini bahşeder. Kendimizi bilirsek, bunu başkalarında da fark ederiz ve her şeye sevgiyle ve şefkatle yaklaşırız.
 
Bilgelik, tinsel açıdan yabancılaşmış çok sayıda Batılı’nın özlem duyduğu ve Hıristiyan Geleneği’nde Kurtuluş olarak bilinen Geri Dönüş Yolunu gösteren Tinsel Kaynakla bağlantıyı sağlar. Mantığın dışında, içimizde evrensel olanları, yüce olanları ve şeylerin üstün temel ilkelerini kavrayabileceğimiz bir fakülte vardır. Ve bu yüce fakülte sayesinde kendimizi bir takımyıldız hapishanesinden çıkarabiliriz.
 
Bunu yapmamızı sağlayacak olan psikoloji değil Bilgeliktir. Her astrologun bilgelik arayışında olmasının ve müşterisini de böyle yapmaya teşvik etmesinin şart olmasının nedeni budur.
 
Robert Zoller   

Astroloji ve Bilgelik

 

Okuyacağınız makale Bay Robert Zoller'in izni alınarak Türkçe'ye çevrilmiştir.

                                                                                                            Çeviri: Elif Çakır

Son zamanlarda ana akım astrolojinin esas hedefinin bilgelik arayışı olmasından vazgeçilmiştir. Batılı astrologların büyük çoğunluğu psikolojik analiz ve iç gözlem arayışını ön plana çıkarmıştır. Bu, astrolojiyi yanlış yola sokmuştur ve düzeltilmelidir. 
Karakterin mizaçları üzerine düşünmenin ağır basması, astroloji üzerine çalışan herkesin yeterli bir astrolog olabileceği inancıyla birlikte, temel ve kadim astroloji Sanatı anlayışlarına sırt çevirir. Astroloji hiç şüphesiz ampirik bilimin faaliyet alanı olan doğal dünya ile tinsel dünya arasındaki kayıp bağlantılardan birini sağladığı için, bu anlayışların yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Buna benzer bir makale olan Esrarengiz Bilimler’de (The Occult Sciences) doğal dünyayı araştıranların tinsel olana başvurma gereksinimlerini ele aldım. Bunun nedeni tinsel olana başvurmadan etrafımızdaki doğal dünyayı anlayamayacak olmamızın giderek daha aşikar hale gelmesidir. 

Buradan hareketle, bu makale çağdaş astrologun kendisini yeniden astrolojik çabaların esas hedefine – bilgelik arayışı ve bunun yapılmasıyla birlikte astrolojik düşünce ve ana akım pratiğinin tekrar doğru yola sokulması – adapte etmesi gerekliliği üzerine yoğunlaşmaktadır.

Bilgelik Arayışı

12. yüzyıl Avrupa’sında Segovia (şimdiki İspanya) şehrinin baş diyakozu Dominicus Gundassalinus İslam felsefecisi El-Farabi’nin küçük kitabı Bilimlerin Yükselişi Üzerine’yi (On the Rise of Sciences) çevirdiğinde ve fikirlerini kendi eseri De ortu scienciarum’a (Bilimlerin Yükselişi’ne) dahil ettiğinde, Batılı Zihniyet’e bugün hala bizimle olan yeni fikirler ve yeni bir öğreti aktarmaktaydı. Bakın, bizim baş diyakoz arkadaşımız Yeni Öğreni’yi, mesela Müslüman İspanya’da büyüyen, fakat o zamana kadar Hıristiyan Batı’da bilinmeyen bilimsel ve felsefi irfanın zenginliğini, keşfeden çok sayıda 12. yüzyıl Hıristiyanı’ndan biriydi. [1]

El-Farabi bir Sufi’ydi. El-Gazali (bir İslami ortodoksi savunucusu) gibi diğer meslektaşlarıyla benzer şekilde astrolojinin doğal bilimlerin bir parçası olduğunu savundu. Fakat diğer doğal bilimler mantıksal olarak öğretilebilir ve rasyonel olarak kavranabilirken, astroloji tıpkı simya ilmi ve tılsımlı sihir gibi bunları yapamıyordu.

Bu üç bilimin özel statüleri vardı. “Disiplin-dışı” sayılıyorlardı, örneğin hem bunları öğrenmek isteyen öğrencinin hem de etkili ve uygun biçimde pratiğe geçirilmeleri için uygulayıcının özel tinsel meziyetleri ve güçleri olması gerekiyordu [3]. El-Farabi bu meziyetlerin ve güçlerin diğer öngörüsel sanatlarda (örneğin kehanet (augury))kullanılan yorumlama meziyetine benzediklerini söylemektedir.

Hem kadim dönem hem de ortaçağ filozofları böylesi yorumlayıcı meziyetin sık görülmediğini ortaya koymuştur. Bu, herkeste eşit ölçüde bulunmaz. Sıradan, dünyevi bilgiden (ya da bilimden) daha yüce bir bilgidir; bu, ermişlik ya da bilgeliğin meyvesidir ve bu makalenin konusu olan bilgelik ilahi olanın bir hediyesidir. 

Seyit Hüseyin Nasr şöyle demiştir: 

“İslam Dünyasında en yüce bilgi biçimi hiçbir zaman mantıksal düzeyde kalan tek bir bilim ya da sciencia olmamıştır, aksine “azizlerin bilgeliği" ya da ermişlik anlamına gelen sapientia olmuştur [5]. Tüm bilgi, bütünlüğünü Allah’ta bulur; çünkü O, bunun kaynağıdır. 
Bilgelik bu günlerde pek sık duyulan bir kelime değil. Bir şeyleri yapmanın araçlarının araştırılması olan teknoloji, ana akım kültürümüzün tüm varlığı ve tüm sonucu haline gelmiştir. Varlıkla doğrudan ilişkili olan Bilgelik büyük ölçüde göz ardı ediliyor. Eskiden kıymeti daha fazla bilinirdi. Bunu görmek için sadece İncil gibi kutsal metinlere bakmamız yeterli. Proverbs 4:7’de şöyle yazmaktadır: “Bilgelik en önemli şeydir; bu nedenle bilgelik kazanın: ve bunu kazanırken de anlayış kazanın.”

Bu daha ileride Proverbs 16:15 ile desteklenmiştir: “Bilgelik kazanmak altın kazanmaktan ne kadar da yeğdir! Ve anlayış kazanmayı seçmek gümüşe tercih edilmelidir!” Gerçekten de Old Testament Apocrypa’nın iki kitabı bilgeliğe adanmıştır: Süleyman’ın Bilgeliği Kitabı ve Ecclesiasticus [6]. Her iki kitap da Latin Vulgate’de vardır ve Peygamberler’den sonra İncil’in Kral James Versiyonu’nun (KJV) orijinal baskısına dahil edilmiştir; fakat KJV’nin daha sonraki baskılarından çıkarılmıştır.

Bu Bilgeliğin doğası nedir?

Oxford Üniversitesi Tarihi Kaideler Sözlüğü [7] tatmin edici bir başlangıç noktasıdır. Bilgeliği şu şekilde tanımlanmıştır: 
“1. Hayatla ve hayatı sürdürmekle ilgili meseleleri doğru şekilde değerlendirme yetisi; araçlar ve amaçların sağlam biçimde değerlendirilmesi; bazen daha az katı, özellikle pratik ilişkilerde duyu kadar sağlam: cehaletin tersi. B. Hazreti İsa’nın ilahi doğasının tezahürlerinden biri… zaman zaman Tanrı için de kullanılır… 2. Bilgi (özellikle yüce ya da gizemli türde), öğrenme, ileri bilgi, felsefe, bilim. 3. Bilgece söylem ya da öğreti.”
Platon’da bilgi, ruhu hatadan koruyan (Phaedo 79.7), karanlıktan aydınlığa yönelten ve hakiki varlığı korumasını sağlayan (Republic 7.518) meziyettir; Tanrı’nın ona has vasfının ve ayrıcalığının bir lütfüdür (Phaedr. 278. D; Republic 7. 519 A; Theatetus 176).
Bile adam ne bilir?
Aristoteles'in Metafiziği, Kitap I.2:

“Öncelikle, bilge adamın hiçbir şeyi özellikle bilmemesine rağmen, mümkün olan her şeyi bildiğini varsayıyoruz. Sonra, o, zor meseleleri anlayan bilgedir… Ardından, nedenleri daha doğru bir şekilde ve daha beceriklice anlatabilecek kişinin, özellikle kendi bilim alanında, daha bilge olduğunu varsayıyoruz. Ayrıca önemleri ve bilgiye duyulan ilgi dolayısıyla sevilen bilimler bilgeliğe, yan ürünleri için istenen bilimlerden daha yakın sayılıyor. Son olarak yöneten bilim bilgeliğe, itaatkar olandan daha yakındır; bilge adam bir yöneticidir.

Aristoteles “bilge adamın hiçbir şeyi özellikle bilmemesine rağmen, mümkün olan her şeyi bildiğini” ileri sürerken, bilimin (bilginin) evrensel özelliğini kabul etmektedir.

Tıpkı Immanuel Kant’ın (1724-1804) Pür Aklın Eleştirisi’nde savunduğu gibi “Varolanı kendi içinde bilmeyiz ve bilemeyiz.” Bu temel anlayış, Benlik (ki evrenseldir) hakkında bir kişinin psikolojik mizacı üzerinde yapılan çalışmalara dayanan bilgiyi elde etme çabalarının kaçınılmaz olarak başarısızlığa mahkum olma nedenini desteklemektedir. Ve böylelikle astrolojiyi bir psikolojik analiz biçimiyle sınırlandıranlar bu başarısızlığın nedenlerini ve sonuçlarını teşvik etmektedirler.

Hermes Trismegistus hem Corpus Hermeticum [Kadim bir Bilim Olarak Hermetik ve Hermetik Gelenek] hem de özellikle Zihnin Kozmogenesis ve Antropogenesis doğrultusunda Hermes’i yapılandırdığı the Pymander’in Libellus I’inde Bilgeliği tasvir eder, bize Hermetik Meditasyon’un bir tanımını verir ve Ruhun Ogdoad’a Doğru Yükselişini betimler; Libellus IV (The Basin) Hermetik Yeniden Doğuş sorusunu ortaya koyar, Libellus X (The Key), Hermetik Meditasyon ve Yeniden Doğuşu incelikle işler ve Libellus XIII Yeniden Doğuşu kapsamlı bir şekilde ele alır ve Bilgeliği Yeniden Doğumun “rahminde” sessizce hayat bulan olarak adlandırır. “Tanrı’nın İradesi” Yeniden Doğuşun babası olarak tasvir edilir ve “Tanrı’nın İradesi’ne boyun eğerek çalışan Tanrı’nın adamının” “hizmetkar” olduğu söylenir. Bu nedenle yeniden doğan biri tanrı ve Tanrı’nın Oğlu’dur. O, Hepsidir ve her şeyin içindedir; çünkü o cisimsizdir ve idrak edilebilen maddelerin içindedir. Tamamen Tanrı’nın Güçleri’nden meydana gelmiştir.

Tanrı’nın bu on gücü, maddenin on iki irrasyonel cefasından uzaklaşır. Yukarıdaki metin ayrıca aradığımız ödüllere daha çok ışık yansıtan dürüst bedenin yaratımını da incelemektedir. 

Bu konu hakkında başkalarının da ne söylediği bakılmaya değerdir.

Etienne Gilson Ortaçağ’ın Ruhunda, Thomas Aquinas’tan alıntı yapar: “Bilge olmak kendini ve Tanrı’yı bilmektir.” Sürekli Exodus 3’e göndermede bulunur: “BEN KİMSEM OYUM”, anahtar gerçeklik her ikisinin de altında yatar. Biz bir gerçekliğiz – önemli olan varlık kavramı değil, varlığın gerçekliğidir. Tanrı’da olmak ve varolmak bütünleşmiştir. Yaratılan her şey varlığını Tanrı’dan –yani gerçek varlığından – madde (beden) ve biçim (ruh) halinde halır. 
17. yüzyıl Rosicrucianı Robert Fludd şöyle demiştir:
“İnsanın içinde aşırı üstün ve olağanüstü bir hazine olduğu için, bilgeler bu dünyanın mükemmel bilgeliğinin kişinin Kendisi hakkındaki bilgisinden, yani içinde saklı duran gizemi bulmaktan kaynaklandığını düşünmüştür. İnsan her varlığın merkezinde olduğundan ve bu nedenle de Mikrokozmos olarak adlandırıldığından, kendi içinde tüm varlıkların hem kutsal hem de dünyevi özelliklerini barındırarak centrum et miraculum mundi (mucizevi dünyanın merkezidir). 
 
İngiliz teosufi John Pordage (1608-1698), bize Bilgeliğin bir içsel simya ile elde edildiğini, [9] bunun başarıyla kazanılmasının şöyle olduğunu söylemiştir:

“Ruh (ki Bilgeliği kazanandır) şu anda ebedi seraphimic Melektir ve kendini bir fizikçiye, teologa, astrologa, kutsal bir Magus’a dönüştürebilir; ayrıca kendini iradesi doğrultusunda herhangi bir şeye dönüştürebilir; iradesi doğrultusunda herhangi bir şeyi yapabilir ya da elde edebilir; çünkü tüm özelliklerin birlik ve uyum içinde olan tek bir iradesi vardır. Ve aynı tek irade Tanrı’nın kendi hatasız iradesidir: ve şimdi kutsal insan doğasında Tanrı’yla bir olur.”

Pordage bizi astrolojiye geri götürür. Astroloji Bilgeliğin bir parçasıdır. Süleyman’ın Bilgeliği, bölüm yedi, 17-19. ayetlerde, Süleyman şöyle demektedir:

”O, (Tanrı) bana dünyanın nasıl meydana geldiğini ve elementlerin faaliyetlerini bilmek için, şeylere ait belirli bir bilgi vermiştir: dönemlerin başlangıcı, bitimi ve ortası: Güneş’teki değişiklikler ve dönüşü, ve mevsimlerin değişimi: yılların devreleri ve yıldızların pozisyonları.” 

Bilgelik dünyanın temelindedir. Onu, Doğa’da her yerde görürüz. Yine kutsal bir metne dönecek olursak, Proverbs bölüm 9, 23-30. ayetlerde, Bilgelik şöyle der:

”Ebediyette, başlangıçta ya da dünyanın varoluşunda meydana geldim. Hiçbir derinlik yokken, ben yaratıldım: su saçan çeşmeler meydana gelmeden önce. Dağlar ortaya çıkmadan önce: tepelerden önce, ben yaratıldım: o, dünyayı, ne çayırları ne de dünyadaki en yüksek kum parçalarını yaratmadan önce. Cennetleri hazırladığında, ben oradaydım. Derinliğin yüzüne bir sınır çektiğinde. Yukarıdaki bulutları koyduğunda: derin olanın çeşmelerini güçlendirdiğinde. Sulara buyruklarını aşmamalarını emrettiğinde. Dünyanın çeşmelerini yarattığında. Ben onun yanındaydım, onunla büyüdüm: ve her gün onu neşelendiren sevinci oldum.”

Astrolog açısından bu sözcükler ve her birimize aktardıkları temel anlayış, hep birlikte yaratıcı Kelimeyi aktaranın takımyıldızlar ve yıldızlar olduğunu okuduğumuzda daha da dokunaklı hale geliyor. Yine medeniyetimizin köklerinde yatan kutsal bir metne başvuracak olursak, Psalm 19, 1-6. ayetler bize şunu anlatmaktadır:

”Cennetler Tanrı’nın zaferini ilan ediyor: ve gökyüzü maharetini sergiliyor. Gündüzler ardı ardına sözlerini dile getiriyor ve geceler ardı ardına bilgiyi gösteriyor. Seslerinin duyulmadığı hiçbir konuşma ya da dil yok. Çizgileri tüm dünyadan geçiyor ve sözcükleri dünyanın sonuna ulaşıyor: O, içlerine Güneş için bir çadır yerleştirmiş… Cennetin sonundan ilerliyor ve devresi uçlarına varıyor: ve onun sıcaklığından saklanan hiçbir şey yok”. 
 
Yani, yıldızlı gökyüzü Güneş’in yörüngesinin (ekliptik) takip ettiği bir çadıra benziyor. Güneş’in (ve diğer gezegenlerin) Zodyak’ın işaretleri boyunca geçişi evrensel Ben’e on iki-katlı bir ifade sağlıyor; böylelikle de varlıkların biçimlerinin çeşitlenmesine (“türler oluşturmasına”) neden oluyor. Böylece varlıkların İdeaları sonradan Doğa tarafından maddeye büründürülen imgeler, ikonalar ya da biçimler halinde ortaya çıkıyor. Maddenin mükemmel biçimde ve ebediyen kutsal biçimi koruyamaması nedeniyle, maddesel dünyadaki şeyler eninde sonunda birleştirilmiş biçimlerini terk ediyor, kutsal kaynaklarına ve son olarak da Kelimenin en kutsal kökenine geri dönüyorlar; bu ilerleme ve dönüş bir çembere benziyor [10].

Muhtemelen bu evrensel çember şeklindeki ilerleme ve dönüş nedeniyle Cermen Filozof Jacob Boehme (1575-1624) bize tinsel dünyaya başvurmadan doğal dünyayı anlayamayacağımızı söylemektedir. Bu anlayış temel temamızı güçlendirmektedir: ikisini bir bütün halinde birleştirme gereksinimi. Hem astrologlar hem de sıradan insanlar olarak, bu tinsel dünyadan bahsettiğimizde, belirttiğimiz öngörünün ayrıntıları değildir (her ne kadar bunlar Astrolojik Yargı uygulaması için gerekli olsa da). Aksine, bunlar parçası olduğumuz kutsal ötesi diyarın ilkeleri, kanunları ve oluşlarıdır; kısaca kutsal fenomenin ardındaki Bilgelik. Ve bu her zaman için amacımız olarak kalmalıdır.

Bu tinsel sorgulamanın varoluşsal yönünde, tanımlama ve ölçümlere başkaldıran varoluş biçimleriyle iletişime geçiyoruz; bunlar sadece nitelikler ve yaşayan zeki varlıklar olarak kavranmaktadırlar, fakat hem kaynaklarıyla hem de diğer varlıklarla bütünleşmişlerdir. 13. yüzyıl İtalyan astrologu Guido Bonatti Liber astronomae, Tractate Bir’de şöyle demektedir: “Bu çalışma (astroloji) boyunca, aslında, tutkunun ötesinde, değiştirilemez ve kesin, kutsal varlıklar oldukları için başka bir öze sahip varlıkları biliyor ve anlıyoruz.” Avicebron’u takip edecek olursak, bu diyara meditasyon, iç gözlem ve “Yukarıdakinin aşağıdakine benzediği” şeklindeki kesin görüşle yaklaşabiliriz.

Sonuç

Bilgelik olmaksızın Astroloji, salt geleceği okumaya ya da kişinin mizacı hakkında narsist psikolojik takıntılara mahkumdur. Bilgeliğe uzanan yol, evrenselden geçer, öznelden değil. Bilgelik “Hayatla ve hayatın sürdürülmesiyle ilgili meseleleri doğru değerlendirme yetisi; araçlar ve amaçların sağlam biçimde değerlendirilmesidir” (vide supra).

Bu, Öz Bilgi’den gelir. Kaynağımız olan kadieyi bilirsek, her şeyi bilebiliriz. Bu nedenle, Bilgelik, Pordage’nin de belirttiği gibi [11] astrolojinin mükemmel biçimde uygulanması için gereken yorumlama meziyetini bahşeder. Kendimizi bilirsek, bunu başkalarında da fark ederiz ve her şeye sevgiyle ve şefkatle yaklaşırız.

Bilgelik, tinsel açıdan yabancılaşmış çok sayıda Batılı’nın özlem duyduğu ve Hıristiyan Geleneği’nde Kurtuluş olarak bilinen Geri Dönüş Yolunu gösteren Tinsel Kaynakla bağlantıyı sağlar. Mantığın dışında, içimizde evrensel olanları, yüce olanları ve şeylerin üstün temel ilkelerini kavrayabileceğimiz bir fakülte vardır. Ve bu yüce fakülte sayesinde kendimizi bir takımyıldız hapishanesinden çıkarabiliriz.

Bunu yapmamızı sağlayacak olan psikoloji değil Bilgeliktir. Her astrologun bilgelik arayışında olmasının ve müşterisini de böyle yapmaya teşvik etmesinin şart olmasının nedeni budur.

Robert Zoller