Yakın Geleceğimiz 3. Bölüm

 

Kritik 2012 yılı öncesinde ve sonrasında etkili olacak Uranüs-Plüton karesi, hepimizin kontrolü ve hayal gücünün ötesinde büyük dönüşümlere işaret etmekte. Bu iki gezegen kare gibi aktive edici bir açıyla bir araya geleceklerine göre durdurulamaz değişimlere ve dönüşümlere, yıkılışı da beraberinde getiren global devrimsel hareketlere, alışılmadık ve beklenmeyen radikal gelişmeler karşısında her şeyi yeniden yapılandırmak durumunda kalmaya hazırlıklı olmalıyız.

Plüton, tıpkı ilkbaharda tohumların oluşması gibi, doğanın verdiği büyüme gücüne işaret eder. Plüton’un mitolojisinden yararlanarak ne demek istediğimi biraz açmak istiyorum. Ölümün ve yer altı dünyasının tanrısı Plüton, karanlık yer altı dünyasına geçerken zorla kaçırdığı güzel Persephone’yi yanında götürmüş, ancak Persephone bu ışıksız dünyada ölmeye başlamıştır. Plüton, çok sevdiği karısını hayata döndürmek için her yıl onu yeryüzüne göndermeyi kabul eder. Persephone’nin yeryüzüne dönüşü ile birlikte oradaki tüm canlılar yeniden canlanır ve gelişir. Efsanede dünya mevsimleri, ölüm ve yeniden doğuş böyle anlatılmıştır. İşte biz de, bir şeylerin dönüşüme uğrayacağı, sonlanıp yeniden canlanacağı ve gelişeceği günlere doğru ilerliyoruz. Dönüşümün sembolü Plüton’a, değişimin katalizörü Uranüs’ün karesi bunu çok açıkça göstermektedir. Bu karenin nasıl çalışacağını ve sonuçlarını anlamak için, bu ikilinin yeniay oluşturduğu, yani kavuşum yaptığı zamanlara geri dönebiliriz. Uranüs-Plüton arasında 1965 yılında yeniay gerçekleşti ve 1969 yılı ilkbaharına kadar etkisinin en güçlü olduğu dönem yaşandı. 

1960’lar ve 2010’lar

 

1960’lardaki Uranüs Plüton kavuşumunun Satürn ile karşıtlığı esnasında yaşananlar, atmosfer, o dönemde başlatılan şeyler, önümüzdeki periyodu anlamamıza yardımcı olabilir. 1965 yılında yeniay oluşturan Uranüs ve Plüton, 2010’larda ilk dördün fazında olacak. Eğer 1960’lı yılları tohumların ekildiği zamanlar olarak görürsek, 2010’ları da bu ekilen tohumların ortaya çıkmaya başladığı zamanlar olarak görebiliriz. O zaman ne ekildiyse, şimdi o belirmeye başlayacak. Ekilen tohumlara sahip çıkmak ve büyütmek mi, yoksa vazgeçip kendi haline bırakmak mı, bu insanoğlunun bileceği iş kuşkusuz. İlk kareler, yani ilk dördün fazı, başlangıçta ortaya atılan fikirlerin, yapılan girişimlerin testten geçtiği zamanlardır. Böyle dönemlerde, inandığımız projelere sahip çıkmamız gereken olaylarla karşılaşırız. Bu dönemler, daha önce çok da şuurlu olarak atmadığımız adımların, artık bilinç düzeyine çıkmaya başladığı zamanlardır. Uzun zamandır görülmez bir şekilde gelişmekte olan bir şeylerin, fiziksel olarak ortaya çıkışıdır. Adeta ilkbaharda attığımız tohumların, yaza geçiş ile birlikte kökler, büyümek için yeterli enerjiyi özümsediğine şahit oluruz. Büyümek için ayakta kalmalı, yazın sıcağına ve kurağına karşı koyulmalıdır. Bu fazda, dayanıklı yapılar kurmak için çok çalışmak söz konusudur. Zaman adeta hızlanmış gibi görünür. Yapılan farazi girişimlerin, gerçekçi ve somut dayanakları olması elzemdir. 2012 yılında, 1960’larda ortaya çıkan konularda bir paradigma değişimi meydana gelecektir. Altmışlarda başlatılan insan hakları, özgürlükler, kadınların toplumdaki yeri, çocukların eğitimi, cinsel yaşam, inançlar, tüketim, şifalandırma teknikleri, ekolojik fikirler, teknolojik globalleşme gibi konuların acil bir şekilde yeniden ele alınması gerekecektir.  

1960’lı yıllar, yeniliklere karşı duyulan heyecan maksimuma ulaştığı ve radikal akımların ortaya çıktığı zamanlardı. O yıllarda başlayan özgürlükçü, serbest fikirlere maksimum değer veren anlayışın, ne kadar gerçekçi olduğunu göreceğimiz zamanlara doğru ilerliyoruz. Bu girişimler sözde kalmamalı, somut sonuçları ortaya konulmalıdır. O dönemde verilmiş politik sözlerin, ekonomik girişimlerin, dünyaya ve insana değer vermeyi ilke edinen anlayışların ne kadar uygulanabilir olduğunu göreceğiz. Örneğin, ekolojiye en önem verilen dönemlerin 1960’lı yıllar olduğunu biliyoruz. Ama geçen 40 yıllık dönemde, çevremizi sürekli harap edip durduk. Doğayı yeterince koruyamadık. Özgürlükler konusunu da abartmış olabiliriz. 1960’larda böyle sınırsızca taahhütlerin verildiği zamanlar yaşadık.

 

1960’ların ortalarında pek çok alanda devrim niteliğinde gelişmeler yaşanmıştı. Bu yıllarda yaşanan Uranüs Plüton kavuşumu ve bu ikilinin Satürn’e karşıtlıkları birçok hareketi başlatan bir katalizör olmuştu. Meydana gelen devrimler o kadar büyük ve önemliydi ki, sonraki yıllarda da toplum bilincini ve yaşantısını derinden etkilemeye devam etti. Hatta bunların yarattığı etkiler, toplum tarafından henüz tam olarak özümsenebilmiş değildir. Şimdi bunları ne ölçüde özümseyebildiğimiz, neleri kabullenip pratiğe koyacağımız, neleri kabullenmeyip değiştireceğimizin belirlenmesi zamanıdır.

1960’ların ortalarından itibaren yaşanan teknolojik gelişmeler günümüze kadar kullanıldı gerçi ama, adeta reform etkisi yaratan bu gelişmelerin gerçek anlamda sosyal ve global dönüşümü yaratmaları, asıl önümüzdeki dönemde mümkün olacaktır. Zira şimdiye kadar bu teknolojilerin, toplumun bireylerine ancak sınırlı ölçüde yansıdığını gördük. Ne yazık ki, bu teknolojik gelişmeler, toplumun refahının artması için kullanılmaktan ziyade, ticari anlamda kullanıldı. Bazı gelişmiş ülkeler, bu teknolojilerden askeri anlamda istifade ettiler. Bazılarıyla sadece demode teknolojilerle yetinmek durumunda kaldılar. Ne yazık ki bunlar, üçüncü dünya ülkeleriydi. Ekonomik alanda yapılan reformlar ise, içinde bulunduğumuz döneme kadar gerçek anlamda bireye yansıyamadı. Pek çok istatistiklerde kişi başına düşen gelirin arttığı söylenmekteydi; ama bunların da sadece rakamlarda kaldığını, toplum fertlerinin bütçelerine gerçek anlamda yansımadığını, hatta tam tersine giderek daralma ve zorlanma yaşandığını gördük. Tıp alanındaki gelişmelerden yararlanmak için de, sıradan halkın ekonomik koşullarının yeterli olmadığı bir gerçektir.  Şimdiye kadar hep istatistiklerde kalan bu reformların, gerçeğe dönüştürülme gerekliliği ortadadır. Başarılı olabilmemiz için, bunu gerçekten istediğimize emin olmalıyız.  

1960’larda Uranüs ve Plüton’un Başak burcunda birleşmesiyle, teknolojik gelişmelerin ilk adımları atılmış oldu. Bu teknolojilerin hayatımıza girmesi gelişmiş ülkelerde bile 1970’lerin sonlarını, hatta 1980’li yılları buldu. 2000’li yıllardayız ve bu teknolojileri günlük hayatımızın bir parçası haline gelen cep telefonlarımızda, bilgisayarlarımızda kullanıyoruz. 2010’lu yıllardan itibaren çok daha etkin bir biçimde bireysel olarak da kullanabileceğiz. Teknolojik güçlerin sadece otoriteyi temsil eden kurumlarca değil, bireylerin de kullanımlarının artacağı bir sürece ilerliyoruz. 

1960’larda, insan hakları ve özgürlüklere dair uyanış henüz başlamıştı. İlk dördün fazına ulaştığımızda, bunlar da daha bilinçli hale dönüşecektir. Azınlık ve insan hakları konusunda atılan adımların, gerçek zemine oturtulmasının zamanı gelmiştir. Kadınların toplumdaki yeri konusunda da bunu söyleyebiliriz. Günümüzde birçok kadının kendi mesleği ve ekonomik gücü var. Fakat feminen değerlerin topluma entegrasyonunun henüz istenilen düzeyde olduğunu söyleyemeyiz. Özellikle de gelişmekte olan ülkelerde.

1960’larda, spritüel ve kavramsal farkındalık konusunda da önemli adımlar atılmıştı. Bilinç genişlemesinin belli bir ölçüde ilerlediğini söyleyebiliriz. 1960’lar, Uranüs ve Plüton’un Başak burcundaki kavuşumunun doğasına uygun olarak, topluma şifa verici sistemlere ve holistik felsefelere yönelimin başladığı bir dönemdi. Şüphesiz altmışlardan bu yana, bu konularda belli bir yol kat edilmiştir. Ama şu da bir gerçektir ki, bu henüz istenilen düzeyde değildir. Kabul etmeliyiz ki, yüzyıllar önce yaşamış bazı toplulukların bilinç düzeyine henüz erişmeye başladık. Mayalar, kadim bir halk olarak buna güzel bir örnektir. Beslenme ve yaşam tarzında değişiklikleri de, bunun içine dahil edebiliriz. Ekolojik dengenin korunması konusunda da adımlar vardı altmışlarda. Ama günümüze kadar, çok da gerçekçi ve kalıcı çözümler üretilemediğini görüyoruz maalesef. Savaşların eskiden olduğu gibi sorunları çözmediğini de artık anlamamız gerekiyor. Aksi takdirde, 2012’ye doğru ilerlerken, tehlikeli yollardan geçmemiz gerekebilir! 

Kutuplaşma Riski ve Orta Doğu

 

Uranüs Plüton arasındaki sert açıların kutuplaştıran bir yönü vardır. Toplumun bir bölümü bir tarafa, diğer bölümü de diğer tarafa ilerleyebilir. Uranüs bölücü olma özelliği taşır; sosyal enerjilerin ikiye ayrılmasını ifade eder. Plüton ile aralarındaki açının kare olması ve ilk dördün fazını oluşturuyor olmaları, bu dönemde verilecek tepkilerin aceleci olacağını düşündürüyor. Henüz tam olgunlaşamamış popüler akımların, oturmuş düzene karşı beklenmedik ve aceleci bir tehdit oluşturması söz konusu olabilir. Uranüs’ün 2010 yılında Koç burcuna geçişi, bu aceleciliği ve düşünmeden girişim yapma cesaretini daha da alevlendirebilir. Oğlak burcundaki Plüton mutlak baskı ve sosyal kontrolün sağlanması gayretlerini arttırabilir. Burada bu iki gezegenin, bu sert açıyı yaparken bulundukları burçlarda doğalarını ne şekilde sergileyeceklerini dikkatle göz önüne almamız gerekir. Koç burcundaki Uranüs isyankar ve reformist enerjisini daha güçlü bir şekilde ortaya koyacaktır. İhtilal enerjisi kolaylıkla kaosa dönüşebilir. Oğlak burcundaki Plüton ise devletin veya otoriteyi temsil eden odakların, gücü ve kontrolü elinde bulundurmak adına yeri geldiğinde gövde gösterisi yapan, isyankar çıkışların bastırılması ve kontrolün sağlanması için kurnazca entrikalara kalkışan, bastırmakta başarılı olamadığında da, şiddete yönelen bir enerji ortaya koymasını gösterebilir. Buna örnek olarak 1960’ların sonunda Vietnam’da tahrip gücü yüksek silahların kullanılmasını verebiliriz. Hızla ilerlediğimiz dönemde de benzeri durumlar yaşanabilir. 1929 buhranından sonra faşizmin yükselmesi gibi etnik farklılıklara dayalı ayrımcılığın ortaya çıktığı, din ve inanç ayrımcılığının giderek körüklendiği bir döneme girilebilir. Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmek istenebilir.

 

24 Haziran 2012 tarihinde maksimum fazına ulaşan Uranüs-Plüton karesinde, özgürlüklerini korumak isteyen bağımsız güçler Koç burcundaki Uranüs’le, çıkarlarını ve kontrolünü korumak isteyen politik erk ise Plüton ile sembolize edilebilir. Plüton ve Uranüs arasındaki özgürlük ve kontrolü elde etme savaşı boyunca, birtakım kıtlıklar yaşanması, ürün ve hizmetlerin vesikaya bağlanması ya da kesintiye uğraması mümkündür. Bu kıtlıklar Plüton ve Uranüs arasındaki rekabetin göründüğü tüm alanlarda yaşanabilir. Bu kıtlıklar sadece bu yüzden değil, doğal felaketler yüzünden de oluşabilir.

 

Realite Anlayışımız Değişiyor

 

Uranüs-Plüton döngüsünün ilk dördün fazına doğru hızla ilerliyoruz. İlk dördün fazı kare açıyla ilişkilidir. Bir an önce büyüme arzusuyla birlikte gelen bir acelecilik söz konusudur. Bu aradaki açının kare olması hızlandırıcı nitelik taşımasına bir örnektir. Kare açı Mars doğasındadır, bu yüzden hızlandırıcı niteliği vardır. Öncü burçlarda gerçekleştiğinde bu daha da belirgindir ki, önümüzdeki dönemde de böyle olacak. Bu açı Koç ve Oğlak burçlarında (öncü burçlar) gerçekleşecek. Aslında işlerin bir an önce yoluna sokulması da bir gerekliliktir. Zamanın hızla akıp gideceği bu süreçte, düzeltmemiz gereken şeylerin adımlarının da çabuk atılması gerekecektir. Bu bir inşa etme sürecidir. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Ellerini çamurun içerisine sokmak, kendi gayretini ortaya koymak ve bizzat bu inşaya katılmak gerekecektir. Bu bir yaşamda kalma savaşıdır aslında. İlk dördün fazı bir sonlanmadan ziyade yeni bir başlangıcı gösterir.

 

2012 yılından itibaren, 2016 yılına kadar, Uranüs ve Plüton karesi tam yedi kez kesinleşiyor. Bu pek de sık rastlanmayan, sıra dışı bir durum. Uranüs-Plüton karesi, hepimizin kontrolü ve hayal gücünün ötesinde büyük dönüşümlere işaret etmektedir. Bu iki gezegen kare gibi aktive edici bir açıyla bir araya geleceklerine göre, durdurulamaz ve geri dönülemez değişimlere, yıkılışı da beraberinde getiren global devrimsel hareketlere, alışılmadık ve beklenmeyen radikal gelişmelere, her şeyi yeniden yapılandırmak gereken durumlara hazırlıklı olmalıyız.

 

Bu döneme doğru ilerlerken, realite anlayışımızı temsil eden Satürn gezegeni hem Uranüs’ten, hem de Plüton’dan sert açı alıyor olacak. Yani Satürn’ün temsil ettiği değerler yıpranacak, zorlanacak, değişime uğramak durumunda kalacak. Satürn’ün sembolize ettiği, kalıplarını inatçı bir şekilde koruma ve değişime ayak direme güdüsü, aslında insanoğlunun kendisini, sahip olduklarını ve geleceğini garanti altına alma arzusundan kaynaklanır. Fakat Satürn’ün gelişimi engelleyici kalıplar oluşturduğunu da görmek gerekir. Gelişim fırsatlarına yönelebilmek için, bazen garanti gördüğümüz şeyleri riske atmamız veya istemesek de yitirmemiz gerekebilir. Böylelikle, ister istemez değişimin vaat ettiği yeni gelişim fırsatlarına açık olabiliriz. Satürn korkularımızı yönetir ve geleceğe yönelik endişelerle ilişkilendirilir. Satürn’ün gerek Uranüs ile gerekse Plüton ile sert açılarını deneyimleyeceğimiz yaklaşık dört yıl boyunca, hayatımızda, alıştığımız kalıplarda, ardına saklandığımız ve bizi garantiye aldığını düşündüğümüz güvencelerimizde kayıplar, değişimler yaşayacağız. Uranüs ve Plüton’un bu sert açıları, alıştığımız düzen ve dengenin önemli ölçüde sarsılacağını göstermektedir. Baraj dolmuştur ve yakında çatlamak üzere planlanmıştır. Bu, evrensel planın bir gereğidir. Çatlaktan fışkıracak sularla birlikte her şey dışarı atılmak durumundadır. Yeni bir gelecek kurmak için dalgalarla mücadele etmek ve hayatta kalma çabası göstermek gerekecektir. Standart direnç kalıplarının benimsenmesi, bu gerilimi daha da arttıracak ve radikal yaşanmasına sebep olacaktır. Bu yüzden dalga ile akmayı becermek gerekmektedir.

Uranüs-Plüton enerjisini iyi anlayabilirsek, 2012’ye kadarki süreçte ve sonrasında beklememiz gerekenin ne olduğunu olup entelektüel seviyede kavrayabiliriz.Amerikalı Astrolog Bill Herbst Uranüs-Plüton ve 2012 üzerinde şunları söylemektedir: “ Solumakta olduğumuz hava bir kez daha Uranüs-Plüton tarafından elektrikle yüklenecek. Bazılarımız psişik atmosferdeki bu arketipsel değişimi büyük bir rahatlıkla karşılayacak. Bazıları ise bu durum karşısında şaşırıp kalacaklar. Tüm dünya üzerinde bireysel ve kolektif tepkiler görülecek ve hiç şüphesiz oluşacak kriz sonrası evrim, devrim ve dönüşüm mümkün olacak. Ölüm ve yeniden doğum ile birlikte.”

Yeni Enerji Formları

Değişimin baskılanmasının aslında, değişimin daha da durdurulamaz bir güç haline gelmesine sebep olduğu bir gerçektir. Koç burcundaki Uranüs yaşama yeni fikirler, yenilikler, icatlar ve çözümler ile hizmet edişini sınırlandırmak ve kontrol altında tutmak isteyen her şeyi dümdüz etmek isteyecektir.Yapılması gereken reformlara ve değişimlere ne kadar çabuk ayak uydurursak, yeni ve daha iyi bir düzenin kurulmasına o kadar çabuk katkıda bulunabiliriz. Burada rejim değişiklikleri ve benzeri politik değişikliklerden ziyade, bilimsel, ekonomik, sosyal ve ruhsal değişimlerden söz ettiğimizin altını çizmemizde fayda var. Teknoloji, tıp, psikoloji, şifacılık, makineler, uzay bilimleri, ekonomi ve saymayı şu anda akıl edemediğimiz her şey, bu dönüşüm etkisinden uzak kalamayacak ve tüm bunlar insanoğlunu daha yüce bir gerçekliğe ulaştıracak.Bu ivme sayesinde kendi içimizdeki ilahi varlığı, kendi benliğimizi kavrayacağız.

2011 yılında, Uranüs’ün tam olarak Koç burcuna geçiş yapmasıyla birlikte, eski yöntemler artık yerlerini yenilerine bırakmaya başladı bile. Bu yeniliklerin yaşamımızın her alanında uzun vadeli etkilerini göreceğiz. Yeni bakış açıları, yeni akımlar dalgalar halinde yayılmaya başlayacak. Koç, doğu burcudur. Bu şartlarda doğu felsefesinin batıyı daha fazla saracağını düşünebiliriz. Başlangıçlar denilince akla Koç burcu gelir. Uranüs’ün Koç burcuna giriş yapmasıyla yeni bir döngü başlayacak.

Koç çocuksu bir şekilde ister ve elde etmek için cesaretle üstüne gider. Uranüs Koç burcundayken, yeni bir şeyin parçası olmak hoşumuza gidecektir. Yeni bir dünya için taze enerjiye ve yeni bir farkındalık seviyesine ulaşacağız.Radikal değişikliklere, Uranüs’ün uyarıcı enerjilerine hazır olmalıyız!

Uranüs-Plüton irtibatlarının ileri sıçratan güçlü bir enerjisi vardır. Bu enerjiden yararlanmasını bilmek çok önemli avantaj sağlayacaktır. Uranüs Plüton kombinasyonundan, yeni bir enerji formu ortaya çıkabilir. 2012 için kehanet edilen şey, enerji değişidir. Kim bilir, belki de bu enerji formu, bazı bilim adamlarının bahsettiği Foton enerjisi olacaktır… 

Öner DÖŞER

5 Temmuz 2012

ASTROLOJİ OKULU, Caddebostan

 

Bu yazı Klan Yayınevi tarafından 2009 yılında yayınlanan Dönüşüm Zamanı kitabımdan alıntıdır. Kitaptaki Uranüs-Plüton döngüsünün İngilizce özeti Büyük Biritanya yayın organı olan The Astrological Journal dergisinin Mayıs 2012 sayısında Uranus-Pluto Square and Our Near Future başlığı ile yayınlanmıştır.