Albert Einstein Astrolojik Analizi 1. Bölüm

 

Modern fiziğin kuramlarının oluşmasında büyük katkıları olan Albert Einstein'in en bilinen teorilerinden biri İzafiyet Teorisi'dir. Döneminde tartışmalara sebebiyet vermiş bu kuram ile uzay-zaman kavramları yeni şeklini almıştır. Avrupa ve Amerika'da birçok üniversitede fizik, tıp ve felsefe alanlarında onursal doktora almaya hak kazanmıştır. 1921yılında Nobel Fizik Ödülü'nü alan Einstein, bunun dışında birçok ödül ve nişan almıştır. Bunlar arasında Copley Nişanı (1925) ve Franklin Nişanı (1935) da bulunmaktadır. Ayrıca "Time of the Gypsies"dergisinde yapılan "Yüzyılın İnsanı" adlı ankette "Yüzyılın İnsanı" seçilmiştir.

http://www.biyografi.info/kisi/albert-einstein

Albert Einstein'nın 14 Mart 1879, 11:10, Ulm-Almanya doğumludur. Aşağıda Einstein'in astroloji görmektesiniz.

 Bu verilere göre haritanın element ve nitelik analizi aşağıdaki tabloda görülmektedir.

 

 

 

ATEŞ

TOPRAK

HAVA

SU

ÖNCÜ

SABİT

DEĞİŞKEN

ASC

Yengeç

 

 

 

3

3

 

 

MC

Balık

 

 

 

1

 

 

1

Güneş

Balık

 

 

 

3

 

 

3

Ay

Yay

3

 

 

 

 

 

3

Merkür

Koç

1

 

 

 

1

 

 

Venüs

Koç

1

 

 

 

1

 

 

Mars

Oğlak

 

1

 

 

1

 

 

Jüpiter

Kova

 

 

1

 

 

1

 

Satürn

Koç

1

 

 

 

1

 

 

 

 

6

1

1

7

7

1

7

 

 

EN YOĞUN ELEMENT: SU

EN DÜŞÜK ELEMENT: TOPRAK ve HAVA

EN YOĞUN NİTELİK: ÖNCÜ

EN DÜŞÜK NİTELİK: SABİT

SENTEZ BURÇ: SU + ÖNCÜ: YENGEÇ

GÖLGE BURÇ: TOPRAK+SABİT (BOĞA) ve HAVA+SABİT (KOVA)

Einstein’ın doğum haritasında Öncü ve Değişken nitelikler eşit miktarda çıkmalarına rağmen ASC öncelikli olduğu için ve ASC de Öncü nitelikten bir burçta (Yengeç) olduğu için, Öncü en yoğun nitelik oluyor. Ancak bu verileri harita yorumunda kullanacağımız zaman, Değişken’in yüksekliğini de yoruma katmak gerekecek, çünkü horoskopun iki temel elemanı Güneş ve Ay, Değişken burçlarda. Bilhassa Güneş, 10. ev gibi güçlü bir evde olduğu için, bulunduğu burcun (Balık) Değişken özelliği kişinin yapısında önemli bir rol oynayacaktır.

Boğa ve Hava, sadece element ve nitelik analizi açısından baktığımızda, gölge burç olarak eşit durumda görünüyorlar. ASC, Güneş ve Ay hiçbiri Toprak veya Hava elementinde olmadığından, öncelik sıralamasını kullanarak seçim yapamıyoruz. Ancak, haritayı incelediğimizde, Mars Oğlak burcunda, Satürn Koç burcunda. Bu iki gezegen birbirlerinin yönettikleri burçlarda yani karşılıklı ağırlama durumundalar ve aralarında sekstil açının da verdiği ekstra bir destek var. Bu karşılıklı ağırlama sayesinde Satürn’ün Oğlak’taymış gibi davranabileceğini düşünebiliriz. Ayrıca, Mars yüceldiği Oğlak burcunda Toprak enerjisini önemli ölçüde öne çıkarıyor. Tüm bunlar da haritadaki Toprak elementi eksikliğini bir miktar kapatır gibi görünüyor. Ancak, Satürn’ün Koç burcunda zararlı oluşunu da gözden kaçırmamalıyız, çünkü Satürn’ün Topraksı yönleri Koç burcunda oluşuyla bir miktar zarar görüyor.

Dolayısıyla, ağırlıktaki gölge burç olarak Kova’yı seçebiliriz.  Fakat, iyicil bir evde (9. ev) ve Kova burcuna yerleşmiş olan Jüpiter’in Kova’nın vurgusunu büyüten bir etki gösteriyor olmasını da unutmamalıyız.

Haritada su elementi, 7 puanla oldukça baskın durumda. ASC, MC ve Güneş gibi önemli elemanların su burçlarında olmaları bu baskınlığı pekiştiriyor.

 

HARİTA TİPİ

Albert Einstein’ın doğum haritası, sapında Uranüs’ün bulunduğu kova tipi haritadır.

Kova tipi harita, gezegenlerin biri hariç diğerlerinin aynı yarımküredeymiş gibi, geri kalan bir gezegen ise tek başına öteki yarımküredeymiş gibi yerleştiği durumda oluşur.

Kova tipi haritaların en önemli gezegeni, sapı oluşturan gezegendir. Haritanın diğer dokuz gezegeninin enerjisi, sanki dışarıya aktıkları bir kanalmış gibi, bu tek başına duran gezegene odaklanır. Kişi adeta kendisini bu gezegenin enerjisiyle ve o gezegenin bulunduğu evin temsil ettiği hayat alanından dışavurur.

Kova tipi harita, yaşamdaki çabaları tek bir amaç üzerinde odaklamayı anlatır. Bu odağın ne olduğu, saptaki gezegenin niteliği ve bulunduğu ev tarafından belirlenir. Saptaki gezegenin doğası ve yerleşimi, kişinin elde etmeye çalıştığı hedefleri de anlatır. Kişi, belirgin bir şekilde, bu hedefe yönelecektir.

Einstein’ın haritasında, dokuz gezegen altı ile on birinci evler arasında sıralanmıştır. Kova’nın sapını oluşturan Uranüs, üçüncü evde yerleşmiş ve Başak burcundadır. Uranüs, 4. ev girişine 6 derece yakınlıktadır. 4. ev girişine bu 6 derecelik yakınlık, 5 derece kuralını işletip işletmeyeceğimiz konusunda bizi ikilemde bıraksa da, haritaya Whole Sign ile baktığımızda da Uranüs üçüncü evdedir. Ama Uranüs’ün 4. ev girişine yakınlığı da anlamlıdır; bize Einstein’ın sezgisel altyapısının kuvvetli olduğunu söylemektedir.

Einstein’ın haritasında, haritanın tüm enerjisinin adeta üçüncü ev ve orada yerleşmiş Uranüs üzerinde toplandığını görüyoruz. Bu yerleşim ve harita tipi, adeta tek başına, Einstein’ı anlatır gibidir.

3. ev, bilinçli aklı ve düşünceleri, ne tarzda düşündüğümüzü anlatır; aynı zamanda erken öğrenim dönemini de temsil eder. Uranüs ise Merkür’ün üst oktavıdır; icat etmeyi, sıradışı olmayı, yenilikçiliği, mevcut olanı sarsıp değiştirmeyi, dehayı, sezgisel aklı, bilimsel keşifleri, geleneklere karşı çıkmayı anlatır.

3. evin ve Uranüs’ün yukarıda saydığımız anlamlarını bir araya getirdiğimizde, karşımıza adeta Einstein’ın portresi çıkar. Einstein deyince aklımıza sıradışı ve devrimci (Uranüs) düşünceler (üçüncü ev) gelir. Einstein’ın adı deha (Uranüs) kelimesiyle özdeşleşmiştir.

Einstein’ın okul hayatı da haritasının izdüşümü gibidir. Erken eğitim hayatı (üçüncü ev) sert disiplinli (Satürniyen) bir okulda geçmiştir. Einstein, okulda, kurallara uymayan, uslanmaz, iflah olmaz, disiplin karşıtı bir öğrenciydi (Uranüs’ün Satürn karşıtı özellikleri). Otorite ile çatışıyordu (Uranüs), okulun (üçüncü ev) eğitim sistemi ve yöntemine (Satürn) sert bir şekilde karşıydı (Uranüs). Eğitimini yarıda bıraktı ve ailesinin yanına gitmek için okuldan ayrıldı (Uranüs-üçüncü ev). Tüm bunlar, bize, erken eğitim dönemini temsil eden alanda yerleşmiş olan asi Uranüs’ün sembolize ettiği şeyleri anlatır. Ayrıca, ilk eğitim hayatını da anlatan Merkür’ün, zararlı konumdaki Satürn ile birleşiyor olması, eğitim hayatında otoritenin baskı altında kalınacağını da gösteriyor.

Kovanın sapını oluşturan Uranüs’ün Plüton’dan aldığı kare açı ve Neptün’den aldığı üçgen açı da, bu kişilikteki Uranüsyen boyutu pekiştirir niteliktedir. Neptün, kova tipi haritanın odağını oluşturan Uranüs’e yaptığı üçgen ile, sezgiselliği, ilhamı, mistik algılamayı doğal bir akışla (üçgen açı) onun zihnine (3. ev) katıyor. Nitekim Einstein, kendisine rölativiteyi nasıl keşfettiği sorulduğunda “mistik bir deneyim” (Neptün) yanıtını vermiş. Einstein’in yaptığı ve bilimde büyük devrimler yaratan keşiflerine baktığımızda, bunlarda anlık sezgi sıçramaları (Uranüs) ve ilhamın (Neptün) büyük payı olduğunu hemen kavrarız. Haritasında su elementinin çok baskın oluşu da ondaki bu sezgisel boyutu teyit eder. Ayrıca Plüton da, 3. evdeki Uranüs’e yaptığı kare açının kışkırtıcı enerjisiyle, dönüştürücü ve mevcut olanı yıkıp yerine yenisini getirici düşünceler üretmek yönünde Einstein’ı etkiliyor.

Haritası da güçlü bir şekilde işaret ediyor ki, Einstein, tam anlamıyla Uranüsyen bir tiptir. Ve kova tipi haritasının bir sonucu olarak, kafalarımıza yerleşmiş Einstein imajına baktığımızda, orada tam anlamıyla Uranüsyen bir tip görürüz. Hatta, dağınık saçları ve dilini çıkararak verdiği pozlar bile Uranüsyen imgelerdir. Einstein, çoğu kişinin kafasında bir delidir (Uranüs).

 

HARİTA FAZI

Einstein’in haritası Küçülen Ay fazındadır.

Küçülen Ay fazı, Akrep ve Yay enerjisi taşır. Kişi kendi dünya görüşünü geliştirmek ve bunu başkalarına yaymak ister. Yaratıcı ve icatçı bir profil çizer. Hayattan aldıklarını, düşüncelerini, fikirlerini, kendi felsefesini başkalarına yayma ve aktarma eğilimindedir; Yay’ın aktarımcı, Akrep’in paylaşımcı ve kendini adayan özellikleri birleşir. Coşkun, hevesli, sosyal, reformist bir yapı söz konusudur. Bu fazda doğan kişiler, düşünceye dayalı ekollere yatkındırlar; bir düşünür olma eğilimleri fazladır.

Küçülen Ay fazının özelliklerini, Einstein’da belirgin bir şekilde görebiliriz. Einstein, aslında bir bilimciden ziyade, bir filozof gibidir. Bilimde yaptığı reformlarda, felsefi boyut çok belirgindir. Bu felsefi boyuttan yoksun olsaydı, bir Einstein olamazdı dememiz hiç de yanlış olmaz. Yepyeni kavramlar (Yay-9.ev) yaratmış, mevcut kavramlarda ise büyük reformlar yapmıştır. Örneğin, zaman kavramını felsefi düzlemde reforma tabii tutması, bunun en belirgin örneğidir.

Haritasındaki diğer faktörler de, Küçülen Ay fazının özelliklerini teyit eder niteliktedir. Örneğin, 9.  evinde, Kova burcunda yerleşmiş olan Jüpiter; kendi dünya görüşünü (9. Ev) genişletmek ve yaymak (Jüpiter) isteyen ve bu amacında kolektif olanı (Kova) hedefleyen, reformist (Kova) felsefeler ve görüşler (9. Ev) üreten ve bunları topluma (Kova) yayan (Jüpiter) bir yapısı olduğunu başka bir açıdan da vurgulamaktadır.

                                          

HARİTANIN EN GÜÇLÜ GEZEGENİ

 

GÜNEŞ – BALIK (230 30’)– 10. EV

TEMEL ASALET: Güneş bulunduğu bu Zodyak derecesinde hiçbir temel asalet veya temel zayıflık almıyor. Peregrin durumda. -5 PUAN

TESADÜFİ ASALET: 10. Evde, +5. Hızlı harekette, +2. +7 PUAN

Güneş, doğasına uygun ve güçlü bir evde olduğu için, Peregrin durumda olsa da, yerleştiği ev Güneş için güçlendirici ve etkinliğini artıran bir konum. Ayrıca, Ay ile yaptığı kare açı dışında, sert bir açısı da yok. Dispozitörü Jüpiter’in Zodyak durumu da iyi.

AY – YAY (140 20’) – 6. EV

TEMEL ASALET: Ay, bulunduğu bu Zodyak derecesinde sadece Yay’ın ikinci dekanında face yöneticiliğine sahip. +1 PUAN

TESADÜFİ ASALET: 6. Evde, -2. Hızlı harekette, +2. Işığı küçülmekte, -2. Venüs ile sekstil (partil bir sekstil değil, arada 2 derece var, partile çok yakın olduğu için puan verebiliriz), +2. 0 PUAN

Ay, temel asaletten sadece 1 puan gibi düşük bir puan alıyor. Ayrıca, zararlı bir ev olan 6. evde. Güneş’le arasında kare açı var. Dispozitörü Jüpiter ile arasında quintile açı var. Jüpiter büyük iyicil ve iyi bir Zodyak durumunda. Ay, bulunduğu evde pek parlak durumda değil. Orada istediğini elde etmekte zorlanacak ama dispozitörü iyi durumdaki Jüpiter olduğu için, başta zorlansa da sonunda istediğini elde edecek. 

MERKÜR – KOÇ (280 17’)– 10. EV

TEMEL ASALET: Merkür, bulunduğu bu Zodyak derecesinde hiçbir temel asalet veya temel zayıflık almıyor. Peregrin durumda, -5. -5 PUAN

TESADÜFİ ASALET: 10. Evde, +5. Düz harekette, +4. Hızlı harekette, +2. Oksidental, +2. Yanık değil, +5. Güneşin ışığı altında, -4. Satürn ile partil kavuşum, -5 (Bu kavuşum tam partil değil, aralarında 1 derece var ama bunu da partilmiş gibi kabul edebiliriz.) +9 PUAN

Merkür, peregrin durumda. Üstelik, zararlı durumdaki Satürn ile çok yakın bir kavuşumda. Yanık olmasa da Güneş’in ışığı altında kalmış. Durumu pek parlak görünmese de, güçlü bir evde oluşu (10. Ev) Merkür’ü biraz kurtarıyor. Ayrıca, dispozitörü Mars’ın durumu, temel ve tesadüfi asalet bakımından oldukça iyi durumda; Mars yüceldiği bir burçta ve kendi dispozitörü ile hem karşılıklı ağırlama yapıyor, hem de sekstil. Mars ayrıca dispoze ettiği Merkür’e de sekstil yapıyor. Diğer yandan Merkür, yanıktan uzaklaşmış ve Güneş’in ışığı altında olmaktan da uzaklaşmakta. Sonuç olarak, Merkür’ün işi başlangıçta zor görünüyor, ama bağlı olduğu gezegen, bulunduğu ev, dispozitöründen aldığı destek gibi faktörler hesaba katıldığında, daha sonra toparlanacak.

VENÜS – KOÇ (160 58’)– 11. EV

TEMEL ASALET: Venüs, Terazi’de zararlı durumda. Başka temel asaleti yok. -5 PUAN

TESADÜFİ ASALET: 11. Evde, +4. Hızlı harekette, +2. Düz harekette, +4. Oksidental, +2. Yanık ya da Güneşin ışığı altında değil, +5. +17 PUAN                               

Venüs, pek iyi durumda değil. Oldukça zarar görmüş durumda. Olumlu tek faktör, 11. Ev gibi iyi bir evde oluşu. Haritada, Ay ile kurduğu açı dışında başka bir açısı da yok. Ama Merkür gibi Venüs’ün de dispozitörü sağlam, ondan destek alıyor. Fakat bu destek, Merkür’ün Mars’tan aldığı destekten daha düşük bir destek çünkü Merkür, Mars ile sekstil yapıyor, ama Venüs’ün ise dispozitörüyle arasında açı yok. Sonuç olarak, Venüs’ün başlangıçta zorlanabileceğini, ama sonra dispozitörünün yardımıyla durumu biraz kurtarabileceğini söyleyebiliriz. Diğer yandan, dispozitörünün 8. Evde oluşu alacağı desteği biraz zayıflatan bir unsur.

MARS – OĞLAK (260 54’)– 8. EV

TEMEL ASALET: Mars, yüceldiği Oğlak’ta +4 puan alıyor. Satürn ile burç yöneticiliği bazında karşılıklı ağırlama içinde olduğundan, +5 alıyor. Toprak elementi burçların ortak üçlü yöneticisi olduğu için +3 alıyor. Mars’ın bulunduğu bu derecede terim yöneticiliği de var, +2 puan alıyor. Bu derecede dekan yöneticiliği yok. +14 PUAN

TESADÜFİ ASALET: 8. Evde, -2. Hızlı harekette, +2. Düz harekette, +4. Oriental, +2. Yanık değil, +5. +13 PUAN

Mars, haritanın, temel ve tesadüfi asaletler bakımından en çok puan alan gezegeni. Haritanın en güçlü gezegeni gibi duruyor. Tek sorunu, 8. Evde olması. Ama dispozitörü ile arasında burç yöneticiliği bazında karşılıklı ağırlama olması ve bir de aralarında sekstil yapıyor olmaları, Mars’ı, zaten yüceldiği Oğlak burcunda, daha da güçlendiriyor. Bu durumda, Mars’ın güçlü durumda olduğunu, 8. Evde de fazla kötücül çalışmayacağını düşünebiliriz.

JÜPİTER – KOVA (270 29’)– 9. EV

TEMEL ASALET: Jüpiter,  bulunduğu bu Zodyak derecesinde sadece Hava elementinin ortak üçlü yöneticiliğinden puan alabiliyor. +3 PUAN

TESADÜFİ ASALET: 9. Evde, +2. Düz harekette, +4. Hızlı harekette (çok hızlı), +2. Oriental, +2. Yanık değil, +5. +15 PUAN

Jüpiter’in temel asaleti çok yüksek olmasa da, terim yöneticiliğinden yüzde 50’lik bir yaptırım gücü var. Tesadüfi asalet olarak ise oldukça iyi bir durumda. Jüpiter-Yay-9. Ev benzerliğinden dolayı kendi doğasın uygun bir evde yerleşmiş, yani vaadini rahatlıkla gerçekleştirebileceği bir evde. Tek sorunu, dispozitörü Satürn’ün fazla güçlü bir durumda değil ve aralarında açı yok. Dispozitörünün büyük malefik Satürn olması ve Satürn’ün de zarar görmüş olması Jüpiter’i zora sokuyor ama diğer faktörler sayesinde buna dayanacak kapasitede. Ama sonuç olarak, Jüpiter’in haritada gayet iyi bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Jüpiter ayrıca Hayz durumunda, bu da onu oldukça güçlendiriyor.

SATÜRN – KOÇ (040 11’)– 10. EV

TEMEL ASALET: Satürn, Koç burcunda düşüşte, -4 alıyor. Ateş burçlarının ortak üçlü yöneticisi olduğu için +3 alıyor. -1 PUAN

TESADÜFİ ASALET: 10. Evde, +5. Düz harekette, +4. Hızlı harekette, +2. Oksidental, -2. Yanık değil, +5. Güneşin ışığında, -4. +10 PUAN

Satürn düşüşte. Sadece üçlü yöneticiliği var. Tesadüfi asaletleri ise iyi görünüyor. Özellikle 10. Ev gibi güçlü bir evde oluşu Satürn için önemli bir avantaj. Hayz oluşu da Satürn için olumlu bir faktör. En önemlisi, dispozitörü Mars ile arasındaki karşılıklı ağırlama ve sekstil açı. Dispozitörü Mars, haritada oldukça iyi bir durumda. Satürn’ün altını sağlam tuttuğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak, Satürn’ün başlangıçta engellemelere, gecikmelere yol açacağını ama hem ev konumu hem de dispozitörünün gayet sağlam olması sayesinde zaman içinde engelleyici tarafının azalacağını düşünebiliriz.

 

Bu değerlendirmeler sonucunda, haritanın en güçlü gezegeni hangisi sorusunun yanıtı olarak ilk bakışta Mars öne çıkıyor. Mars hem asalet olarak çok güçlü, hem de özellikle zayıf durumdaki Satürn’e verdiği destekle (Satürn ile karşılıklı ağırlama ve sekstil), bu haritanın vaadinin gerçekleştirilip inşa edilebilmesini sağlamış, haritanın üzerinde durduğu temeli oluşturmuş durumda.

Diğer yandan, Jüpiter, asalet olarak Mars’tan daha düşük durumda olsa da, büyük benefik olarak kendi doğasına gayet uygun bir evde yerleştiği için, bu haritanın en güçlü gezegenini olmaya çok güçlü bir aday.

Jüpiter, Güneş, Ay, Şans Noktası gibi elemanların dispozitörü olarak haritada çok belirleyici ve haritanın önemli bir kısmını etkisi altına almış durumda. Ev yerleşimi kendisi için çok uygun; puanı çok daha yüksek olan Mars kötü bir evdeyken, Jüpiter kendi doğasına çok uygun bir evde. Üst yarıkürenin, Kova tipi haritanın sapıyla bağlantıyı kuran merkez gezegeni olması da Jüpiter’in haritadaki önemini ve etkinliğini daha da artırıyor. Çok daha önemlisi, haritada ASC yöneticisi olan Ay zor durumda, istediğini elde edebilmesi doğrudan Jüpiter’e bağlı. Jüpiter, Ay’ın dispozitörü olarak hem harita sahibinin temel motivasyonunu elde edebilmesinde kilit gezegen rolünü üstlenmiş, hem de Ay’ı, yani haritanın sahibinin kendisini, bulunduğu zor durumdan kurtaracak kadar güçlü. Gerçi Ay’dan yola çıkınca Jüpiter’e, oradan Satürn’e, oradan da Mars’a ve Mars’ın verdiği güçlü desteğe varıyoruz ama gene de, büyük benefik olarak iyi bir evde yerleşen Jüpiter, haritaya damgasını vurmuş durumda. Eğer Jüpiter bu durumda olmasaydı veya Jüpiter’in yerinde başka bir gezegen olsaydı, bu haritanın vaadini gerçekleştirmesi zor olabilirdi.

Diğer yandan Mars’ı da en az Jüpiter kadar güçlü ve etkin kabul etmemiz lazım. Mars, güçlü temel asaleti, Satürn’e verdiği büyük destekle, zararlı Satürn’den minimum zararla kurtulmayı, haritada engellemeler, sorunlar yaratan faktörlerin üstesinden gelinmesini sağlamış, adeta trenin raydan çıkmasını engeller gibi bir işlev görmüş. Ayrıca, sekstil ile Güneş’e verdiği destek de haritada önemli bir rol oynuyor. Jüpiter’den sonra, veya Jüpiter ile beraber, haritanın en güçlü gezegeni gibi duruyor. Oğlak’ın disipline ettiği ve hedefe odakladığı Mars bu haritada, sanki, Ay’ın ihtiyacı olan ve Jüpiter’in de bu ihtiyaca yönelik vaadinin gerçekleşmesinde lojistik destek sağlamış.

Tüm bunların bir tarafta tutarak, Güneş’in durumuna baktığımızda, haritanın en güçlü gezegeni olmak için çok daha güçlü bir aday çıkıyor karşımıza. Güneş, peregrin olsa da, iki faktör sayesinde, haritanın en güçlü adayı olmak için diğerlerinden daha öne çıkıyor. Çünkü Güneş, hem doğasına çok uyan, hem de çok güçlü bir evde 10. ev). Diğer gezegenlerin hiçbiri, Güneş kadar güçlü bir evde yerleşmiş değiller. 

Dolayısıyla, temel asalet olarak Mars, ev yerleşimi olarak ise Güneş, Einstein’ın haritasının en güçlü gezegenidir.

 

AÇI KALIPLARI

 

Uranüs-Jüpiter-Plüton T-Kare

Üçüncü evde (düşünceler, rasyonel akıl) Başak burcundaki (analiz) Uranüs (yenilikçilik), dokuzuncu evdeki (inanç, felsefe, ilahiyat) Kova burcundaki (düşünmek, bilim, yenilikçilik) Jüpiter’e (genişlemek, bilgelik, inanmak) karşıt açı yapıyor. Değişimi, dönüşümü ve gücü anlatan Plüton ise, fiziksel olanı, toprağı ve dolayısıyla maddeyi de anlatan Boğa burcundan, bu iki gezegene kare açı yaparak, T-Kare açı kalıbının oluşmasını sağlıyor.

Bir açı kalıbında işin içinde jenerasyon gezegenleri varsa, konunun, algıladığımız gerçekliğin ya da içinde bulunduğumuz nesnel gerçekliğin değişimi ve dönüşümüyle ilgili olduğunu düşünebiliriz. Özellikle gökyüzünde iki jenerasyon gezegeni birbiriyle irtibat kurmuşsa böyle düşünmek için daha çok sebebimiz olur. Einstein doğduğu sırada, gökyüzünde Uranüs ile Plüton arasında bir üçgen açı varmış. Plüton-Uranüs üçgeni tek başına bile bize “kalıpların yıkılması” temasını, hem de Plüton’dan dolayı çok masif, çok köklü bir şekilde ve bir keşifle (Uranüs) yıkılma temasını veriyor.

Bu açının Einstein’a nasıl yansıdığına baktığımızda, birbirleriyle üçgen açı halindeki bu iki jenerasyon gezegeni haritaya öyle bir yerleşmişler ki, Einstein’in haritasının en hayati gezegeni Jüpiter ile bir bağlantı kurmuşlar. Bununla da kalmamışlar, bu bağlantı, çok yüksek enerjiyle bastıran bir T-kare açı kalıbı oluşturmuş.

Uranüs-Plüton üçgeni, bir değişim, dönüşüm, kalıpların yıkılması ve yenilenme enerjisi taşıyor. Bu açının Toprak elementinde gerçekleşmiş olması, bize bu enerjinin “fiziksel olan”la ilgili olduğunu anlatıyor.

Plüton, hem Jüpiter’e hem de Uranüs’e kare yaparak, değiştirmek, dönüştürmek üzere bastırıyor. Plüton ne istiyor diye sorduğumuzda, aklımıza hemen madde ve enerji ilişkisi geliyor. Einstein’ın en büyük keşfinin, “e: mc2” formülüyle gösterilen, “maddenin enerjiden başka bir şey olmadığı”nı bulması ve bunun sayesinde atomun varlığını ve içindeki gücü keşfetmesi olduğunu biliyoruz.

Maddenin enerjiden başka bir şey olmadığını keşfetmesiyle bu açı kalıbı arasında çok sıkı bir ilişki var gibi görünüyor. Atomu keşfetmesi, başka bir deyişle, “en küçük parçanın içindeki en büyük gücü” keşfetmiş olması, bize direkt Plüton’un sembolizmini veriyor. Plüton’un “fiziksel olan”ı anlatan Boğa burcunda bulunması da, Plüton’un neyi değiştirip dönüştürmek için bu iki kare açıyı yaptığını söylüyor gibi: Madde hakkında bildiklerimizin ve onu algılayışımızın tümden değişmesi.

Diğer yandan, Plüton’un bu baskısının Einstein’ın 12. Evinden geliyor oluşu da, Einstein’ın bu keşfinin karmik bir arka planı olduğunu düşündürüyor. Sanki, Einstein, karmik olarak, bu keşfi yapmak, “maddenin enerjiye dönüşümü”nü”, “en küçüğün içindeki muazzam gücü” insanlığın keşfetmesini sağlamak misyonuyla hayata gelmiş demek, muhtemelen aşırı bir yorum olmayacaktır. Ayrıca, Plüton karelerinin 12. Evden geliyor oluşu, Einstein’ın bu keşfinde, nesnel realiteyi aşan çok sezgisel bir kanaldan beslendiğini düşündürüyor.

Bu açı kalıbını Einstein’ın kişisel hayatından ziyade, doğrudan Einstein’ın keşfiyle ilişkilendirmek daha doğru görünüyor. Çünkü Plüton’un, bilgi ekseni dediğimiz 3. ve 9. Evlerle irtibata girmesi ve bu evlerde Uranüs gibi ani keşifleri ve devrimsel değişiklikleri anlatan bir gezegen ile Jüpiter gibi ufuk genişlemesini anlatan bir gezegenin bulunması ve işin içinde iki jenerasyon gezegeninin oluşu da, bu açı kalıbının kişiselden ziyade evrensel temalarla ilişkili olduğunu düşündürüyor.

 

(Neptün+Kiron)-GAD-KAD T-Kare

Bu, içinde sadece tek bir gezegen barındıran bir T-kare olsa da, çok dikkat çekici görünüyor.

Neptün-Kiron kavuşumunu, Neptünyen konularda yaralı olmak; deneyimlediğimiz madde dünyasının Satürniyen sınırlılığıyla bir derdi olmak, bu sınırları aşıp ötesine bakabilme ve evrensel olana ulaşabilme derdini taşıyor olmak diye yorumlayabiliriz. Kiron’un sembolizminde köprü olmak da var. Madde ile maddenin ötesindeki evrensel düzen arasında köprü olma dürtüsü diye düşünebiliriz.

Bu kavuşumun Boğa burcunda gerçekleşmiş olması, bize gene “fiziksel madde” ile ilgili bir meseleyi işaret ediyor. Neptün-Kiron kavuşumunun Ay Düğümleri’ne kare açıyla yansıyarak bir T-Kare oluşturması ise, bu arayışın hem kadersel olduğunu, hem de kişinin ömrü boyunca yakasını bırakmayacak çok güçlü bir arayış olarak hayatında ortaya çıkacağını anlatıyor. Nitekim, Einstein, ilk keşiflerini yaptıktan sonra ömrünün geri kalanını, dört temel fiziksel kuvvetin kaynağı olan “tek kuvveti” bulmaya adamıştı. Yani, “birleşik teori”yi.

Einstein, sembolik olarak, her şeyin kaynağı olan “bir”i bulmak istiyordu. Bu da bize bir kere daha Neptün’ü (evrensel olan, “bir” olan) temasını veriyor. Arayışın bir ömür boyu sürmesi de, kendi yarasını tedavi etmeye çalışırken başkalarına ve evrensel olana hizmet etmeyi anlatan Kiron’u hatırlatıyor. Neptün-Kiron kavuşumunun, sosyal ve grup bilincini anlatan ve evrensel bir ev olan 11. Evde gerçekleşmiş olması ise bir kez daha evrensel bir arayışın altını çiziyor. Einstein, adeta, kendi içindeki yarayı iyileştirme dürtüsüyle ömür boyu uğraşarak insanlığın ortak zihnine, tedavi edici bir armağan sunmuş.

Einstein’ın Güneş’i 10. Evde. Dahası, Balık’ın klasik yönetici Jüpiter ile modern yöneticisi arasında quintile açı var. Yani, Einstein’ın bu mistik arayışı, dünyasal olan ile evrensel olan arasındaki bağlantıyı kurma yeteneği, Jüpiter-Neptün quintile’i ile ona adeta bir hediye olarak verilmiş ve evrensel öze (Güneş) ulaşma arayışındaki kişi olmak da onun toplumsal arenadaki rolü (10. Ev) olmuş.

Devam edecek…

Mustafa Konur,

ASTROLOJİ OKULU