Kalp, Beyin ve Güneş-Ay Ekseni Dürtüden Bilince, Reaksiyondan Seçime

Loading

Kalp, Beyin ve Güneş-Ay Ekseni

Dürtüden Bilince, Reaksiyondan Seçime

İnsan davranışının ne ölçüde özgür olduğu sorusu, hem felsefenin hem psikolojinin hem de astrolojinin en eski meselelerinden biridir. Bir karar verdiğimizde gerçekten “biz” mi karar veririz, yoksa kararlarımız büyük ölçüde biyolojik yapımızın, geçmiş deneyimlerimizin, duygusal ihtiyaçlarımızın ve bilinçdışı süreçlerimizin ürünü müdür?

Bu soruyu astrolojik sembolizm açısından ele aldığımızda karşımıza iki temel arketip çıkar: Ay ve Güneş.

Ay; alışkanlıklarımızı, duygusal hafızamızı, güvenlik ihtiyacımızı ve çoğu zaman düşünmeden verdiğimiz refleksif tepkileri temsil ederken, Güneş bilinçli irade, merkezilik, yön duygusu ve kişinin kendi yaşamının öznesi olabilme kapasitesiyle ilişkilendirilebilir. Bu karşıtlık, modern nörobilimde kalp ve beyin arasındaki çift yönlü iletişim üzerine yapılan çalışmalarla birlikte düşünüldüğünde, oldukça verimli bir sembolik tartışma alanı açmaktadır.

Buradaki amaç, astrolojinin nörobilim tarafından kanıtlandığını ileri sürmek değildir. Amaç, beden, bilinç, duygu ve irade arasındaki ilişkiyi astrolojinin kadim sembol dili üzerinden yeniden düşünmektir.

Kalbin “Küçük Beyni”

1990’ların başından itibaren nörokardiyoloji alanındaki araştırmalar, kalbin yalnızca kanı dolaşıma pompalayan mekanik bir organ olmadığını; kendi içinde karmaşık bir sinir ağı barındırdığını ortaya koymuştur.

Araştırmacı J. Andrew Armour, kalbin yaklaşık 40.000 nörondan oluşan ve kalbin işlevlerini düzenleyen özgün bir sinir ağına sahip olduğunu ortaya koyan çalışmalarla bu alanın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Bu yapı zaman zaman popüler literatürde “little brain in the heart” (“kalbin küçük beyni”) olarak adlandırılır.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Kalbin bu sinir ağına sahip olması, kalbin beynin yaptığı anlamda bağımsız bir düşünce merkezi olduğu anlamına gelmez. Daha doğru ifade, kalbin kendi içsel sinirsel işlemleme ve düzenleme kapasitesine sahip olmasıdır.

Kalp ile beyin arasında sürekli ve çift yönlü bir iletişim vardır. Bu iletişim;

• sinirsel yollar,

• kan basıncı ve mekanik sinyaller,

• hormonal ve kimyasal süreçler,

• otonom sinir sistemi

üzerinden gerçekleşir.

Dolayısıyla beynin bedeni yönettiği tek yönlü bir model yerine, beyin ve bedenin sürekli geri bildirim içinde olduğu dinamik bir sistemden söz etmek daha doğru olacaktır.

Kalpten Beyne Giden Bilgi

Kalp ritmi, otonom sinir sistemi ile yakından ilişkilidir. Korku, stres, öfke veya yoğun kaygı gibi durumlarda kalp atımındaki değişkenlik ve otonom sinir sisteminin dengesi farklılaşabilir. Buna karşılık güven, sakinlik ve olumlu duygulanım gibi durumlarda kalp ritminin belirli örüntülerinin daha düzenli hale gelebildiği gösterilmiştir. Bu nedenle duygular yalnızca “zihinde meydana gelen” soyut olaylar değildir. Duygusal durumlarımız bedenin ritimlerini değiştirir; bedenin değişen durumları da beyne geri bildirim gönderir. Böylece ortaya sürekli işleyen bir döngü çıkar: Duygu – beden – kalp ritmi – beyin – algı – davranış. Bu döngü, insanın neden bazı durumlarda düşünmeden tepki verdiğini anlamak açısından önemlidir.

Dürtüden Tepkiye

Yoğun stres altında insanın dikkatinin tehdit unsurlarına yönelmesi ve daha hızlı, otomatik davranışlara başvurması mümkündür. Bu durumda kişinin uzun vadeli sonuçları değerlendirme, alternatifleri karşılaştırma ve davranışını bilinçli biçimde düzenleme kapasitesi geçici olarak zorlanabilir. Daha doğru ifade, yoğun duygusal uyarılmanın bilişsel esneklik ve üst düzey karar verme süreçlerini etkileyebilmesidir.

İşte tam bu noktada astrolojik sembolizm açısından Ay kavramı anlam kazanmaya başlar.

Ay: Refleks, Hafıza ve Güvenlik

Astrolojide Ay; duygusal hafıza, alışkanlıklar, kökler, geçmiş deneyimler, güvenlik ihtiyacı ve kişinin çevresine verdiği otomatik tepkilerle ilişkilendirilir. Ay’ın doğası refleksiftir. Bir şeyi düşünmeden önce hissetmemiz mümkündür. Bir olay gerçekleştiğinde nedenini henüz anlamadan tepki verebiliriz. Bazen bugün verdiğimiz tepkinin kaynağı bugün yaşadığımız olay değil, geçmişte öğrendiğimiz bir savunma biçimidir. Bu anlamda Ay’ı yalnızca “duygu” olarak değil, kişinin dünyayı tanıma ve güvenlik oluşturma biçimini taşıyan psikolojik hafıza alanı olarak okumak mümkündür. Ay’ın sembolizmi burada biyolojik bir iddia değil, psikolojik bir metafor olarak değerlidir. Çünkü insanın önemli bir bölümü gerçekten de bilinçli karar vermeden önce alışkanlıklar, duygular, bedensel sinyaller ve geçmiş öğrenmeler tarafından yönlendirilir.

Ay Altı Âlem ve Beden

Kadim kozmolojilerde Ay, değişimin, oluşun ve maddi dünyanın ritimleriyle ilişkilendirilmiştir. Aristotelesçi kozmolojide Ay’ın altındaki dünya, oluş ve bozuluşun gerçekleştiği ay-altı âlem olarak kabul edilirdi. İslam düşünce tarihinde de Ay’ın altında kalan âlem, değişim ve oluş dünyası olarak farklı biçimlerde ele alınmıştır.

Astrolojik sembolizmde Ay’ın;

• ritim,

• değişim,

• beden,

• sıvılar,

• beslenme,

• uyku,

• hafıza,

• alışkanlık

gibi temalarla ilişkilendirilmesinin arka planında bu kozmolojik düşünce vardır. İnsan neden binlerce yıldır Ay’ı bedenin ve yaşam ritimlerinin sembolü olarak görmüştür?

Astrolojinin cevabı biyolojik nedensellikten ziyade semboliktir. Ay değişir. Ay büyür ve küçülür. Ay görünür ve kaybolur. Dolayısıyla Ay, insan deneyimindeki değişen, dalgalanan ve koşullara göre biçim alan psikolojik alanın güçlü bir sembolüne dönüşmüştür.

Güneş: Merkez ve Bilinç

Ay’ın karşısında Güneş bulunur. Güneş sembolü yalnızca bir gezegen göstergesi değildir; astrolojik ve ezoterik geleneklerde merkez, ışık, irade, yaşam gücü ve bilinç ile ilişkilendirilmiştir. Güneş sembolünün kendisi dahi bu fikri taşır: Daire ve merkezindeki nokta. Merkezdeki nokta, birçok ezoterik yorumda birlik, kaynak, merkez ve başlangıç fikrini çağrıştırır. Daire ise bu merkezden yayılan alanı ve bütünlüğü temsil eder. Bu sembolün psikolojik düzeydeki karşılığı ise şu soruya dönüşebilir:

“Ben kimim ve hayatımı hangi merkezden yönetiyorum?”

Güneş burada egonun basit anlamıyla “ben” demekten daha fazlasıdır.

Kişinin kendi varoluşuna merkez verebilmesi, yön tayin edebilmesi ve kendi yaşamıyla bilinçli bir ilişki kurabilmesiyle ilgilidir.

Güneş ve Kalp

Kadim astrolojik gelenekte Güneş ile kalp arasında güçlü bir sembolik ilişki kurulmuştur. Mikrokozmos olarak insanın kalbi, yaşamın merkezî organlarından biridir. Makrokozmosta ise Güneş, ışığın ve yaşamın merkezî kaynağı olarak düşünülmüştür. Bu nedenle Güneş–kalp analojisi yalnızca modern çağın ortaya çıkardığı bir benzetme değildir. Kalp kanı bedenin her yerine dağıtır. Güneş ışığı sistemin merkezinden yayar. Kalp yaşamın biyolojik dolaşımının merkezindedir. Güneş ise astrolojik sembolizmde yaşamın, merkezin ve iradenin göstergesidir. Bu nedenle Güneş’i “kişinin yaşamının merkezini oluşturma kapasitesi” olarak okumak oldukça anlamlıdır.

Ay’dan Güneş’e: Reaksiyondan İradeye

Bu noktada Ay ve Güneş arasındaki fark daha görünür hale gelir. Ay sorar: «Güvende miyim?» Güneş sorar: «Ne yapmak istiyorum?»

Ay geçmişten gelen deneyimlere bakar. Güneş yön tayin eder. Ay alışkanlıkla tepki verir. Güneş bilinçli olarak seçim yapmaya çalışır. Ay çevresel koşullara duyarlıdır. Güneş kendi merkezini oluşturur. Bu nedenle astrolojik açıdan olgunlaşma, Ay’ı yok etmek anlamına gelmez. Tam tersine, Ay’ın ihtiyaçlarını tanıyıp Güneş’in bilinciyle onları yönetebilmek anlamına gelir. Çünkü yalnızca Ay ile yaşayan insan reflekslerinin esiri olabilir. Yalnızca Güneş’i idealize eden insan ise kendi duygusal ve bedensel gerçekliğini inkâr edebilir. Bütünlük, bu iki kutbun birlikte çalışmasında ortaya çıkar.

“Güneş Burcu Olmak” Değil, Güneş’i Gerçekleştirmek

Modern popüler astrolojide kişinin Güneş burcu çoğu zaman doğuştan sahip olduğu değişmez bir kişilik etiketi gibi sunulur. Oysa daha derin bir astrolojik okumada Güneş, yalnızca “ben buyum” demek değildir. Güneş aynı zamanda “kim olmaya çalışıyorum?” sorusunu da gündeme getirir. Kişinin doğuştan gelen eğilimleri, duygusal hafızası ve refleksleri Ay sembolizmiyle okunabilir. Fakat bunların farkına varmak ve hayatına bilinçli bir yön vermek Güneş’in alanına girer. Bu nedenle Güneş’i bir “varış noktası” kadar bir gerçekleştirme süreci olarak da değerlendirmek mümkündür. Kahramanın yolculuğu burada önem kazanır. Kişi önce kendi içindeki otomatik tepkileri fark eder. Sonra bunların nereden geldiğini anlamaya başlar. Daha sonra kendi değerlerini belirler. Ve nihayet davranışları üzerinde belirli bir bilinçli seçim kapasitesi geliştirmeye çalışır. Bu süreç, astrolojik dilde Ay’dan Güneş’e doğru hareket olarak sembolize edilebilir.

Özgür İrade: Seçimden Önce Gelen Karakter

Burada astroloji’nin özgür irade problemine ilişkin daha önemli bir sorusu ortaya çıkar:

Eğer seçimlerimizin altında karakterimiz, alışkanlıklarımız ve bilinçdışı eğilimlerimiz varsa, ne ölçüde özgürüz? Bu soru bizi yalnızca “seçim” kavramından çıkarıp karakter kavramına götürür. Kişi yalnızca yaptığı seçimlerden değil, seçimlerinin altında çalışan karakter yapısından da sorumludur. Bu bakış açısında özgür irade, hiçbir koşuldan etkilenmeyen mutlak bir özgürlük değildir.

Daha ziyade kişinin;

• kendi eğilimlerini fark edebilmesi,

• otomatik tepkilerini gözlemleyebilmesi,

• alternatif davranışlar geliştirebilmesi,

• kendi kapasitesini kullanabilmesi

ölçüsünde geniş bir bilinç alanıdır. Burada öz-yeterlik (self-efficacy) kavramı önem kazanır. Öz-yeterlilik, kişinin istenen sonuçları elde etmedeki yetkinliğine ve hedeflediği sonuçlara ulaşmak için gerekli eylemleri gerçekleştirebileceğine ilişkin inancıdır. Dolayısıyla kişinin istediği sonuçlara ulaşabilmesi yalnızca “ne istediğiyle” değil, kendisini ne ölçüde etkili bir özne olarak deneyimlediğiyle de ilişkilidir. Astrolojik sembolizm açısından bu kavram, Güneş’in temsil ettiği irade ve merkezilik temasıyla verimli bir şekilde yan yana getirilebilir. Öz-yeterlilik kavramı Güneş sembolizmini psikolojik olarak düşünmek için kullanılabilecek çağdaş bir kavramsal çerçeve sunar.

Güneş’in İşlevi: Hayatın Öznesi Olmak

Bu nedenle güçlü bir Güneş’i yalnızca “özgüvenli olmak” şeklinde yorumlamak yetersiz kalır. Güneş’in daha derin işlevi şudur: Kişinin kendi hayatında özne olabilmesi. Ay, bize neye ihtiyaç duyduğumuzu gösterebilir. Güneş ise bu ihtiyaçlarla ne yapacağımızı sorar. Ay korkabilir. Güneş, korkuya rağmen yön seçebilir. Ay, geçmiş deneyimlerden etkilenebilir. Güneş, geçmiş deneyimi anlamlandırıp yeni bir yön oluşturabilir. Ay, refleks üretir. Güneş refleks ile eylem arasına bir bilinç alanı yerleştirebilir.

İşte özgür irade belki de tam olarak burada başlar: Dürtü ile davranış arasındaki o küçük mesafede. İnsan her dürtüsünü seçemez. Her duygusunu seçemez. Geçmişini seçemez. Fakat dürtüsünü fark ettikten sonra onunla ne yapacağı konusunda belirli bir seçim alanı geliştirebilir.

Astrolojik sembolizm açısından bu alan, Ay’dan Güneş’e geçişin psikolojik karşılığıdır.

Sonuç: Kalp, Beyin ve Bilincin Merkezi

Kalp ile beyin arasındaki iletişim, insanın yalnızca “düşünen bir beyin” olmadığını gösterir. Duygularımız, bedenimiz, sinir sistemimiz, geçmiş deneyimlerimiz ve bilişsel süreçlerimiz sürekli bir geri bildirim döngüsü içinde çalışır. Astroloji ise bu karmaşık insan deneyimini semboller aracılığıyla anlamlandırmaya çalışır.

Bu bağlamda Ay ve Güneş, yalnızca gökyüzündeki iki ışık değildir. Onlar aynı zamanda insanın içindeki iki temel hareketi temsil edebilir:

Ay: “Bana ne oluyor?” Güneş: “Ben bununla ne yapacağım?” Ay, insanın koşullara verdiği ilk cevaptır. Güneş ise o cevabın üzerine bilinç inşa etme kapasitesidir. Ay bize geçmişten gelen mirası gösterir. Güneş bu mirasla ne yapacağımızı sorar. Ay güvenlik arar. Güneş anlam ve yön arar. Ve belki de özgür iradenin en önemli alanı tam burada ortaya çıkar: İnsan, kendisine gelen her dürtü değildir. Dürtü ile eylem arasında bir farkındalık alanı oluşturabildiği ölçüde, kendi hayatının öznesi haline gelir.

Bu açıdan Güneş’in astrolojik anlamı yalnızca “kişilik” değil; merkez oluşturmak, yön tayin etmek ve kendi varoluşuna bilinçli biçimde sahip çıkmak olarak yeniden düşünülebilir.

Ay’dan Güneş’e yolculuk, duygularımızı yok etmek değil; onları tanıyıp bilinç alanımıza dahil etmektir.

Çünkü amaç Ay’ı susturmak değil, Ay’ın sesini duyabilecek ve onunla bilinçli bir ilişki kurabilecek bir Güneş geliştirmektir.

Belki de insanın özgürleşmesi, tamamen özgür olduğunu düşünmesiyle değil; kendisine ait sandığı seçimlerin altında hangi seslerin konuştuğunu fark etmesiyle başlar.

Sevgilerimle

Nurbahar Gülçimen

 

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial