Yakın Geleceğimiz 1. Bölüm

 

Çok önemli bir astrolojik döngüye şahit oluyoruz. Uranüs-Plüton döngüsü bugün itibariyle başlıyor. Bizim neslimiz açısından çok önem taşıyan bu döngüyü tarihsel perspektiften ele alarak işleyeceğim. Böylelikle hem yakın gelecekte bizleri bekleyen önemli değişimleri anlatmaya ve hem de tarihle birlikte çalışıldığında astrolojinin zamanın kalitesini ve akışını ne kadar da güzel ifade ettiğini bir kez daha göstermeyi amaçlıyorum.

Bugünden itibaren yayınlamaya başlayacağım bu yazı dizisinde yer alan bilgiler ve örnekler Klan Yayınevi tarafından 2009 yılında yayınlanan Dönüşüm Zamanı kitabımdan alıntıdır. Kitaptaki Uranüs-Plüton döngüsünün İngilizce özeti Büyük Biritanya yayın organı olan The Astrological Journal dergisinin Mayıs 2012 sayısında “Uranus-Pluto square and our near future” başlığı ile yayınlanmıştır. http://astrologicalassociation.com/pdfs/TOC/12-05.pdf  

Tarihsel Döngüler

Astrologlar, gezegenlerin Güneş etrafında tekrarlayan dönüşlerini gözlemleyerek ve Dünya üzerindeki olaylarla bu döngüleri arasındaki ilişkileri ve tarihsel döngüleri araştırır.

Tarihsel perspektiften bakıldığında, tüm gezegensel döngülerin önemi olmakla birlikte, kolektif yaşam açısından Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton’un içinde yer aldığı dört döngü en önemli ve etkili olanlarıdır. Bu gezegenlerin birbiriyle irtibatları, yani döngüleri, insanoğlunun toplum ve kültür içindeki evrimiyle, kolektif yaşam ile ilgili değişimlerin, gelişmelerin habercisidirler.

Bu gezegensel döngülerden çok önemli bir tanesi olan Uranüs-Plüton döngüsü bizim neslimizin yaşayacağı önemli bir evrimsel dönemecin eşiğinde olduğumuzu işaret etmekte, alarm zilleri çalmakta, önemli değişim zamanlarının yaklaşmakta olduğunu haber vermektedir!

2010 yılı Haziran ayında Uranüs’ün Koç burcuna giriş yapmasıyla birlikte etkisini belirgin bir şekilde göstermeye başlayan bu döngü 24 Haziran 2012 tarihinde, yani bugün Uranüs-Plüton karesinin kesinleşmesiyle birlikte başlıyor. 17 Mart 2015 tarihine kadar en etkin sürecinde olacak Uranüs ve Plüton’un doksan derecelik açısı etkisini 2019 yılı ilkbaharına kadar gösterecek. Bu iki gezegenin tam doksan derece konumuna geleceği tarihler şunlar olacak:

 

24 Haziran 2012

19 Eylül 2012

21 Mayıs 2013

1 Kasım 2013

21 Nisan 2014

15 Aralık 2014

17 Mart 2015

Doksan derecelik kare açının tam yedi kez kesinleşiyor olması ve bu kadar uzun bir süreyi etkiliyor olması çok ama çok sıra dışı! 2015 yılının 17 Mart’ından sonra bu açı uzaklaşıyor olacak, yani etkileri azalıyor olacak. Bu şartlarda en keskin dönem 2012 ve 2015 yılları arasındaki üç yıllık süreç olacak. Ama bu sert ikilinin, öncü burçlar olan Koç ve Oğlak’tan kare açısının etki toleransı 2019 yılının Mart ayına kadar uzanıyor…

Aynı Ay-Güneş arasındaki fazlar gibi ikili gezegen döngülerinin de fazları vardır. Bu fazları yeniay, ilk dördün, dolunay ve son dördün olarak sıralayabiliriz. Uranüs ve Plüton arasında oluşacak kare açı bu ikilinin ilk dördün fazına girdiğini gösteriyor. İlk dördün fazı, yeniayda girişilen işlere sahip çıkma zamanıdır. Hedeflere ulaşmak için amaç belirleme, yeni bir dünya inşa etme ve bunu da hemen yapma gerekliliği vardır. Nasıl kolektif bir düzen kurulabileceği konusuna odaklanmalıdır. Bu, adeta bir testten geçme dönemidir.  Bu sürece huzursuzluk ve zorlanma hakimdir. Mücadeleli bir dönemdir. Adeta hayatta kalma savaşı verilmektedir. Büyümenin hızlanması, bu fazdan sonra başlayacaktır. Bu hareketli süreçte, zamanın hızlanmış gözükmesi normaldir. Uzun zamandır görülmez bir şekilde gelişmekte olan bir şeylerin, fiziksel olarak ortaya çıkmaya başlaması da, bu fazın önemli özelliklerindendir.

Şimdi Uranüs ve Plüton’un astrolojik özelliklerini kıyaslayarak, gökyüzünde doksan derecelik konumlanmalarının ne anlama gelebileceğini anlamaya çalışalım. 

Plüton güç tutkunudur. Uranüs ise özgürlük aşığıdır. Plüton’da baskı altında tutarak yönetme arzusu hakimdir. Her şeyi kontrol etmek ve gücünü kabul ettirmek için gereken türlü entrika ve hilelere, ve güç gösterisine kalkışabilir. Uranüs ise ne yönetmeye, ne de yönetilmeye meyilli değildir; bireyseldir. Baskı altında isyan eder ve oluşan baskıyı ortadan kaldırmak için alternatif getirici yol arar. Yaşamını boğucu bir hakimiyet altına almış etkilerinden, kişisel veya toplumsal esaretten kurtulma, bağımsızlığını ilan etme arzusunu taşır. Plüton, geri dönülemez adımlar atmakla, varolan yapıları tamamen dönüştürmekle ilgilidir. Kararlılık enerjisi taşır. Uranüs ise sürekli yön değiştirebilir. Kararlı ve düzenli bir enerjisi yoktur. Plüton yıkıcıdır; ama ardından yeniden yapılandırıcı özelliği devreye girer. Uranüs ise sarsar, yıkar ve başka bir değişiklik yaratmak üzere yoluna devam eder. Yapılandırıcı bir özelliği yoktur. Plüton’un dönüştürücü etkisi daha uzun zamana yayılır ve derinlemesine nüfuz eder. Uranüs ise ani şoklarla ortaya çıkar; her şey bir anda olup bitiverir. Şartların ani ve çarpıcı biçimde değişeceğine işaret eder.

Pek tabii ki bu iki gezegenin benzer özellikleri de oldukça fazladır. Her ikisi de değişim arzusundadır. Var olan düzenin değişimine, farklı şekillerde hizmet ederler. Bu ikisi bir araya geldiğinde, değişim ve dönüşüm zamanı gelmiş demektir. Uranüs-Plüton döngüsü sosyal ve siyasi huzursuzluk göstergesidir. Kitlesel hareketler ve fiziksel değişimler güçlü bir şekilde devrededir. Radikal siyasi programlar ortaya konulması potansiyeli güçlüdür. Bu döngü geniş ayaklanmaların, yoğun özgürlük hareketlerinin ve radikal kültürel yeniliklerin, tarihin gidişatını etkileyen, beklenmedik sarsıntıların işaretçisidir. Uranüs Plüton irtibatları, kontrol altına alınamayan durumları gösterir. İhtilal enerjisi kaosa dönüşerek yıkılan şeyin başka bir formda yeniden ortaya çıkışına neden olabilirler! Eğer değişim engellenirse vahşi ve aşırı tepkili bir şekilde geri dönerek tarihi kişilere bu durumdan yaralanma cesareti verirler. Bu şekilde gücü elinde tutanlar, otoriter kontrolü kolektif psişede somut hale getirirler.

Dinsel Tabuların Yıkılması

Uranüs-Plüton döngülerinde radikal dini reformlar, dini otoriteye ve geleneklere karşı çıkışlar tarih boyunca görülmüştür. Örneğin Fransız Devrimi için "din karşıtı devrim" olduğu, devrimcilerin aristokrasinin yanında din adamlarına karşı da büyük bir tasfiyeye girişmiş oldukları söylenmektedir. Kaynaklara göre, Paris’teki bazı kiliseler kapatılmış, bazı Papazlar öldürülmüş, İncil’in toplumsal alanlarda okunması yasaklanmıştır. Yine örneğin 23. Papa John beklenmedik reformist bir hareketle 1962’de İkinci Vatikan Konseyi’ni toplamış ve diğer Hıristiyan mezhepleri ve özellikle de diğer dinlere karşı o zamana kadar görülmemiş bir açılıma önayak olmuştur. Papa John’un bu konseyi toplamakla amaçladığı şey aslında Kilise'yi günümüze taşımak ve onu, çağdaş misyonunu yerine getirmede daha etkili hale getirmekti. Mayıs 2008’de Vatikan Rasathanesinin yaptığı açıklama da yaklaşmakta olan Uranüs-Plüton döngüsünün bir işaretçisiydi ve Satürn-Uranüs karşıtlığının dahilinde kalıyordu. Her koşulda, önemli bir değişim, hatta dönüşüm söz konusuydu. 14 Mayıs 2008’de Vatikan Rasathanesi, "uzaylıların varlığına inanmanın inanca ters düşmediğini" ifade etti. Rasathane müdürü bilim adamı Jose Gabriel Funes, L'Osservatore, Romano gazetesine yaptığı açıklamada, evrenin büyüklüğünün, Dünya'nın dışında başka yaşam türlerinin olabileceği ihtimalinin bulunduğu anlamına geldiğini söyledi. Bunu düşünmenin inanca ters düşmediğini, çünkü uzaylıların da Tanrı'nın yarattıkları olduğunu belirten Arjantinli Funes, "uzaylıların varlığını dışlamanın, Tanrı'nın yaratma özgürlüğünü sınırlamak olacağı" şeklinde değerlendirdi.

Cinsel Dejenerasyon

Uranüs-Plüton döngülerinin bir dikkat çeken yanı da cinselliğin ön plana çıkmasıdır. Bu döngünün de gereği olarak cinsel özgürlükler de vurgulanır. 1960’larda kullanılmaya başlayan doğum kontrol hapları buna bir örnek oluşturabilir. Bu yıllardan itibaren flörtlere ve evlilik öncesi cinsel ilişkilere normal bakılmaya başlanmış, kadın ve erkekler sosyal çevre kısıtlamalarından özgürleşme yolunda önemli yol kat etmişlerdir. Bu yüzden bu döngüye cinsellik konusunda da devrim getiren bir döngü olarak bakılabilir. Doğum kontrol yöntemlerinin kullanımı ile birlikte kadınlar kariyer arayışı ve evlilik arasında yeni bir seçim özgürlüğü sağlamıştır. Evliliklerde de tabular yıkılmaya başlanmıştır. Boşanmalar eskisine nazaran çok daha normal görülmeye başlanmış, bu yüzden boşanmalarda önemli ölçüde artışlar görülmüştür. Rock müzikali Hair sahneye çıplaklığı getirmişti. Müzikal 17 Kasım 1967’de ilk sahnelendiğinde, Vietnam Savaşı, kuşak çatışması, organize din, Kızılderililere yapılan muamele, ırkçılık, çevre kirliliğine, kısacası Batı'da kötü olan her şeye başkaldırıyordu. Hair bunların yerine cinsel özgürlüğe, mastürbasyona ve LSD'ye inanan bir toplum modeli sunuyordu. 1968 yılında John Lennon ve eşi Yoko’nun çıplak poz vermesi karşısında insanlar şok olmuşlardı. John ve Yoko, 27 Mart 1969’da, şiddeti protesto etmek için bir haftalık tatillerini Amsterdam Hilton’da yatakta geçirmişlerdi. Amerika’da her çeşit cinsel serbestliği getiren “Seks Devrimi” yaşanıyordu adeta. Kuzey Avrupa'da da seks devrimi yaşanmakta ve çıplaklar kampı, açık evlilik, özgür cinsel ilişki kavramları insanların hayatlarına hızla giriyordu. O yıllarda “Seks Devrimi” yaşayan neslin çocukları, bugün başka bir devrim yaşıyor. Buna “Aseksüel Devrim” deniyor. Hayatında seks olmadan yaşamayı tercih eden insanların sayısı dünyada giderek artıyor.

Tarihte Uranüs-Plüton Döngüleri

Geçtiğimiz yüzyılda Uranüs ve Plüton’un karşıt açı yaptıkları dolunay fazı 1901-1905 yılları arasını, kare açı yaptıkları son dördün fazı 1932-1936 yılları arasını, kavuşum yaptıkları yeniay fazı da 1965-1969 yılları arasını etkilemiş gözüküyor. Yani 20. yüzyılda yaşanmış bir son dördün fazı yok. Bu yüzden bir önceki yüzyıla, 1873-1878 yılları arasına yöneleceğim. Ama, bir önceki yüzyılda yaşanan Birinci Sanayi Devrimi’nin başlangıç dönemini etkileyen Uranüs-Plüton karesine, bu ikisinin son dördün fazlarına değinmeden geçemeyeceğim. Çünkü bugün geldiğimiz noktanın temelinde, o dönemlerde yapılan başlangıçlar yatıyor ve Uranüs-Plüton döngüsünün karakteristik özelliklerini belirgin bir biçimde taşıyor.

Sanayi Devrimi

Sanayi Devrimi, en iyi bilinen tek unsuru olan güçle çalışan makinelerin keşfinden, çok daha kapsamlı olan teknolojik ve örgütsel bir değişiklikler dizisini tanımlamak için kullanılan geniş kapsamlı bir terimdir. 1750-1850 yılları arasında gelişen Birinci Sanayi Devrimi, liberalizmin oluşup yerleşmesini sağlayacak yapısal ve düşünsel değişimlerin temelleri üzerinde ve doğrultusunda gelişmiştir. Dünya sisteminin inanılmaz bir dönüşüm geçirdiği bu dönem genellikle “Devrimler Çağı” olarak bilinir ve bu çağın başlangıcında 1750’li yıllar vardır. Dünyanın entegrasyona uğradığı ve dönüşüm yaşadığı Fransız, İngiliz ve Amerikan devrimlerinin temelinde, 1750’li yıllarda yaşanmaya başlayan gelişmeler yatmaktadır.

Birinci Sanayi Devrimi, ilk kez dış ticaretin oldukça gelişip sermaye birikiminin hızlandığı, teknik icatların ve yeni ekonomik buluşların doğrultusunda üretime makineyi, motoru ve organizasyonu uygulayan İngiltere’de görüldü. İngiliz ekonomisinde başlayan köklü değişim, sonraları Fransa ve Batı Avrupa’dan Amerika’ya yayıldı. 1750’lerden başlayarak, fabrika sistemiyle üretim, aşama aşama Batı sanayisinde hakimiyet kurmuş, sistemin işyeri ilişkilerine önemli bir boyut kazandırmıştı. İşyerini evden fabrikaya taşıyarak, çok daha önemli bir toplumsal değişikliğe adım atılmıştır. Teknik alanda icatlar hızla artmaya, uluslar arası ticaret hız kazanmaya başlamıştır. Ulaşım, taşıma, pazarlama altyapıları oluşturulmuştur. Piyasaların ve ekonominin bütünsel bir ağ ile örülmesi yolunda hızlı adımlar atılmaya başlanmıştır. O yıllarda, sanayileşmenin gerekliliğini anlayan ülkeler teknolojik gelişmelerden ve seri üretimden faydalanmış, sanayi ile birlikte sürekli gelişmiştir. Bu gelişimin dışında kalan ülkeler ise bugün bile gelişen teknolojiyi yakalamaya çalışmaktadır. Dolayısıyla, kalkınmayı ve sanayileşmeyi yakalayan ülkeler, gelişmemiş ülkeler üzerinde söz sahibi olmuştur (Plüton). Sanayi devrimi dünyaya insan gücüne alternatif getiren (Uranüs) başka bir gücü, “Enerji” gücünü tanıtmıştır. Sanayi ile birlikte başlayan güç kavgası (Plüton), sanayinin can damarı olan enerjiyi elinde tutma savaşına dönüşmüştür. Enerji kaynaklarını elde etmek isteyen gelişmiş ülkeler, bu doğal kaynaklara sahip olan az gelişmiş ülkeler üzerinde oyunlar oynamaya (Plüton) devam etmektedir. Uranüs-Plüton karesinin ilk dördün fazında gerçekleşen bu devrim sayesinde, bugünün teknolojik seviyesine gelinmesinde çok önem taşıyan adımlar atılmaya başlanmıştır. Uranüs-Plüton’un, kavuşum yaparak yeni bir fazı başlattıkları 1850’li yıllardan itibaren, yepyeni yöntemlerin devreye girmeye başlamasıyla, yeni bir aşamaya girilmiştir. Bu iki gezegenin altmış derecelik açısal irtibat kurduğu 1870’li yıllardan itibaren, çelik üretim yöntemlerinin geliştirildiği, elektrik, içten patlamalı motorlar, Atlantik-ötesi telgraf, radyo vs. gibi buluşların ortaya çıktığı İkinci Sanayi Dönemi’ne girilmiştir.

Yeni enerji kaynaklarına yöneleceğimiz bir sürece doğru hızla ilerliyoruz. Bunu özellikle de Uranüs-Plüton karesinin etkinleşmeye başlayacağı 2010 yılından itibaren çok daha belirgin bir şekilde idrak etmeye başlayacağız. Şüphesiz, geçmişte olduğu gibi, yine gücü elinde tutmak isteyen zümreler çıkacaktır. Bu yüzden ilerlediğimiz süreçte “Enerji Savaşları” bekliyor olmamız hiç de abartılı bir öngörü olmayacaktır.

Birinci Sanayi Devrimi’yle başlayan, İkinci Sanayi Devrimi’yle gelişen, bazılarına göre İkinci Dünya Savaşı sonrasında teknolojide görülen şaşırtıcı buluşların yer aldığı Üçüncü Sanayi Devrimi’yle devam eden süreçte, teknolojik rahatlık ve bilimsel ilerlemeler açısından bakıldığında, gelinen bu sözde “Muhteşem” noktadan memnun olabiliriz. Ama bu sürecin beraberinde getirdiği şeyleri de görmezden gelemeyiz. Çünkü bunlar, insanlığın önümüzdeki dönemde bir bedel ödemesine de yol açacaktır. Aslında, ekolojik dengeyi bozmamızın olumsuz geri dönüşlerini görmeye başladık bile. Atmosfere karbon salımı yüzünden, zaten dünyada belli periyotlarda yaşanmış iklim değişikliğini hızlandırmış durumdayız. Bazı uzmanlar, iklim değişikliğinin birçok sonucunun artık "düzeltilemez" noktada olduğunu (Plüton), küresel ısınmanın üçüncü bin yıla kadar giderilmesinin mümkün olmadığını belirtiyorlar. Atmosferde bulunan karbondioksit ve sera gazlarının nispetlerindeki değişiklikler, iklim değişikliklerinin de (Uranüs-Plüton karesi) en önemli sebepleri arasında sayılıyor. Bunların oranlarında 1750’li yıllarda başlayan Sanayi Devrimi’nden bu yana büyük artış olduğunun altı çiziliyor.

Bir sonraki yazımda Uranüs-Plüton karesinin ilk dördün fazının yaşandığı yakın geçmişte tarihte nasıl gelişmeler yaşanmış olduğuna odaklanacağım…

Devam edecek…

Öner DÖŞER

24 Haziran 2012

ASTROLOJİ OKULU, Caddebostan